En son Afyonkarahisar Belediye Başkanının CHP’den istifa ederek AK Parti’ye katılacağının ortaya çıkmasıyla birlikte, tıpkı diğer illerde olduğu gibi Eskişehir’deki CHP’li belediye başkanlarının durumu sorgulanıyor...
***
Kimi siyaseti manipüle etmek, kimi meraktan, kimi de beklentileriyle alakalı şu sıralar kafayı “Eskişehir’deki dokuz CHP’li belediye başkanından AK Parti’ye geçecek var mı? Hangi CHP’li belediye başkanı AK Parti’ye geçiyor?” sorularının cevabını bulmaya takmış.
***
Hal böyle olunca AK Partinin İl Başkanı Gürhan Albayrak’a açık açık sorduk:
“CHP’nin Eskişehir’deki dokuz belediye başkanından herhangi birine ya da birkaçına, partinize gelmesi için bir davette bulundunuz mu?” diye...
***
Öyle bir teklifinin ya da davetinin söz konusu olmadığını söyledi.
***
Bir daha sorduk:
“CHP’nin Eskişehir’deki dokuz belediye başkanından herhangi biri ya da birkaçı, partinize gelmek istediğini hissettirmek ya da doğrudan gelmek istediğini söylemek için sizinle görüştü mü?”
***
Belediye başkanları ile zaman zaman çeşitli konularla ilgili görüşmeler yaptığını söyledi...
Sorular açık, cevaplar da...
***
Ne CHP’li belediye başkanlarına AK Parti’ye geçmesi için bir davet ya da baskı olmuş ne de CHP’li belediye başkanlarında AK Parti’ye geçmek için bir talep olmuş...
Konunun burada kapanması lazım aslında, değil mi?
Ama gelin görün ki konu burada kapanmayacak...
***
“AK Parti İl Başkanı böyle bir şey varsa da bunu açık açık söyleyecek değil ya” denilecek.
“AK Parti’ye geçecek olan CHP’li belediye başkanlarının bunu ilan edecek hali yok ya” denilecek.
“Ben biliyorum abicim ya, kesin aralarında AK Parti’ye geçecek belediye başkanları var” denilecek.
Hatta “Şu belediye başkanı şu nedenle, bu belediye başkanı bu nedenle AK Parti’ye geçer” diye fal bile açılacak!
***
Çünkü...
Siyasetin manipülasyona ihtiyacı var.
ESKİŞEHİR’İN GELECEĞİ...
Belki de doğru soru şu olmalı: Eskişehir gerçekten büyümek zorunda mı?
Türkiye’de uzun yıllardan beri şehirler değerlendirilirken hep aynı kriterler üzerinden gidildi.
Daha fazla beton, daha fazla araç, daha fazla AVM, daha yüksek binalar… Bunlar gelişmişlik göstergesi kabul edildi.
Oysa artık dünyanın birçok yerinde şehirlerin değeri metrekareyle değil, yaşam kalitesiyle ölçülüyor. İnsanların yürüyebildiği, nefes alabildiği, kültüre ulaşabildiği, kendini güvende hissettiği kentler öne çıkıyor.
***
Eskişehir’in bu hususta önemli bir avantajı var.
Zira bu şehir henüz tamamen insan ölçeğini kaybetmedi. Hâlâ sokakta yürümek mümkün. Hâlâ bir öğrenci bir kafede saatlerce oturup kitap okuyabiliyor. Hâlâ insanlar şehrin merkezinde birbirine yabancılaşmadan yaşayabiliyor. Türkiye şartlarında bunlar küçümsenecek şeyler değil.
***
Ama bu avantajın kalıcı olmadığı da bir gerçek.
Eğer şehir sadece yeni konut alanları açarak, yüksek yoğunluklu yapılaşmayla ve kısa vadeli rant hesaplarıyla yönetilirse Eskişehir de diğer birçok Anadolu kentinin yaşadığı kimlik erozyonunu yaşayabilir. Çünkü şehirlerin ruhu bir kez kayboldu mu geri getirmek çok zor olur.
Oysa Eskişehir’in önünde başka bir yol, başka bir fırsat var.
***
Bu şehir sahip olduğu üniversitelerle sadece diploma üreten değil, fikir üreten bir merkez olabilir. Anadolu, Osmangazi ve Teknik Üniversitesi gibi kurumlar, doğru planlamayla şehri bir teknoloji ve kültür merkezine dönüştürebilir. Mesele yalnızca öğrenci sayısını artırmak değil; mezunların burada yaşamak istemesini sağlayabilmek.
Çünkü bir şehir için asıl başarı, insanların mecbur kaldığı değil, kalmayı tercih ettiği yer olabilmekte gizli.
Eskişehir aynı zamanda sanayiyle kültürü birlikte taşıyabilecek nadir şehirlerden biri. Havacılık... Fakat geleceğin rekabeti yalnızca fabrikalarla değil; AR-GE, yazılım, tasarım ve yaratıcı sektörlerle şekillenecek. Şehir bunu ne kadar erken görürse o kadar güçlü olur.
***
Bir başka mesele de kamusal yaşam.
Bugün birçok şehirde insanlar yalnızca ev ve iş arasında sıkışıyor. Oysa şehir dediğimiz şey biraz da ihtiyaçların karşılaşma alanı. Meydanlar, parklar, kütüphaneler, sahneler, yürüyüş yolları, bağımsız sanat mekânları… Bunlar lüks değil, şehir olmanın temel parçalarıdır. Özellikle genç nüfusun yoğun olduğu bir kentte kültürel canlılık sadece eğlence değil, aynı zamanda toplumsal aidiyeti sağlayan bir unsurdur.
***
Ve elbette artık hiçbir şehir depremi, iklim krizini ve konut sorununu görmezden gelemez. Güzel görünen ama dayanıksız yapılarla dolu bir kent modern sayılmaz. Aynı şekilde yalnızca belli gelir gruplarının yaşayabildiği bir şehir de sağlıklı değildir.
Eskişehir’in geleceği biraz da şu tercihte yatıyor: Daha büyük bir şehir mi olmak istiyor, yoksa daha iyi bir şehir mi?
Çünkü ikisi her zaman aynı şey değil.
“AKLINIZA MUKAYYET OLUN!” DİYECEĞİZ AMA...
İçinde bulunduğumuz Mayıs ayı aynı zamanda Ruh Sağlığı Farkındalık Ayı imiş.
***
İstatistiklere göre her 100 kişiden 18’i ruhsal sorun yaşıyormuş.
***
Önceki yıllarda kronik hastalıklar, uyku ve beslenme bozuklukları ile fiziksel bozukluklar ruh sağlığı bozukluğu etkeniyken, şimdilerde iş, ekonomi ve yaşam şartları ruh sağlığını bozan etkenler arasında ilk sıraya yükselmiş.
***
“Siz siz olun, ruh sağlığınızı koruyabildiğiniz ölçüde koruyun” diye bir tavsiyede bulunacağız ama ülkenin bu şartlarında bunu nasıl yaparsınız, işte bu konuda hiçbir fikrimiz yok!
***
Zira...
***
Akla mukayyet olmanın belki de en zor olduğu bir süreci yaşıyoruz...