Kamuoyunda “12. Yargı Paketi” olarak bilinen düzenleme, 16 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak büyük ölçüde yürürlüğe girdi. Paket yalnızca ceza hukukunu ilgilendirmiyor. İcra ihalelerinden kanuni faize, miras kalan taşınmazların satışından hukuk yargılamasına; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasından genetik verilerin saklanmasına kadar pek çok alanda değişiklik yapıldı. Ancak kamuoyunda en fazla dikkat çeken başlıklardan biri, özellikle son yıllarda artan dijital dolandırıcılık dosyalarıyla yakından ilgili olan “IBAN düzenlemesi” oldu.
Yeni düzenlemeyle Türk Ceza Kanunu’nun nitelikli dolandırıcılığı düzenleyen 158. maddesine yeni bir fıkra eklendi. Buna göre, dolandırıcılık suçuna katılımı yalnızca banka veya kredi kartını, banka hesabını, ödeme kuruluşu hesabını, aracı kurum hesabını, kripto varlık hesabını ya da bunların kullanılmasını sağlayan bilgi ve araçları başkasına vermekten ibaret kalan kişinin cezası yarı oranında indirilecek.
Düzenlemenin çıkış noktasını anlayabilmek için uygulamada karşılaşılan dosyalara bakmak gerekiyor. Dijital dolandırıcılık suçlarında mağdurdan alınan para çoğu zaman doğrudan suçu planlayan kişinin hesabına gönderilmiyor. Bunun yerine üçüncü kişilere ait banka veya ödeme hesapları kullanılıyor; para bir hesaptan diğerine aktarılıyor ve kısa süre içerisinde izinin sürülmesi güçleşiyor.
Bu sistem içinde hesabını kullandıran kişinin rolü ise her dosyada aynı değil. Bir kişi dolandırıcılık organizasyonunun içinde aktif olarak yer alabilirken, başka bir kişinin katkısı yalnızca hesabını veya kartını kullandırmaktan ibaret kalabiliyor. Yeni düzenleme esas olarak bu rol farklılığının verilecek cezaya yansıtılmasını amaçlıyor.
Düzenlemeyle ilgili en önemli yanlış anlaşılmalardan biri, bunun bir “IBAN affı” olduğu yönündeki değerlendirmeler. Oysa getirilen hüküm bir af düzenlemesi değil. Af, cezanın veya suçun hukuki sonuçlarının tamamen ya da kısmen ortadan kaldırılmasına yönelik farklı bir hukuki kurumdur. Burada ise belirli şartları taşıyan kişinin ceza sorumluluğu ortadan kaldırılmıyor. Kişinin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiği kabul ediliyorsa suç ve ceza sorumluluğu devam ediyor; yalnızca suç içerisindeki sınırlı rolü nedeniyle cezasında yarı oranında indirim yapılıyor. Dolayısıyla “hesabını kullandıranların cezaları silindi” veya “IBAN mağdurlarına af çıktı” şeklindeki genellemeler hukuken doğru değil. Dahası, hesabını kullandıran herkesin cezasının otomatik olarak yarıya düşmesi de söz konusu değil.
İndirimin uygulanabilmesi için kişinin dolandırıcılık suçuna katkısının yalnızca banka hesabını, kartını, ödeme hesabını, kripto varlık hesabını veya bunların kullanılmasını sağlayan bilgi ve araçları başkasına vermekle sınırlı kalması gerekiyor. Bu “yalnızca” şartı son derece önemli. Örneğin kişinin mağdurla iletişime geçmesi, kendisini banka görevlisi, kamu görevlisi veya başka bir kişi olarak tanıtması, dolandırıcılık senaryosunun hazırlanmasına katılması, başka hesapları temin etmesi, paranın çekilmesi veya farklı hesaplara aktarılması süreçlerinde görev alması ya da suç organizasyonunda başka bir işlev üstlenmesi hâlinde artık katkısının sadece hesap kullandırmaktan ibaret olup olmadığı ayrıca tartışılacaktır.
Başka bir ifadeyle kanun, dolandırıcılık organizasyonunun tamamına aktif biçimde katılan kişiyle yalnızca hesabını kullandıran kişiyi aynı konumda değerlendirmemeyi amaçlıyor. Ancak bu ayrım, kişinin dosyadaki gerçek rolü araştırılmadan yapılamaz. Bu nedenle uygulamada banka hareketleri, hesap sahibinin diğer kişilerle yaptığı yazışmalar, telefon kayıtları, paranın hesaba geldikten sonra nasıl hareket ettiği, nakit çekimin kim tarafından yapıldığı, kişinin bunun karşılığında herhangi bir menfaat elde edip etmediği ve benzeri deliller önem taşıyacaktır.
Düzenlemenin bir başka önemli yönü ise kast meselesidir. Kanunda “kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlama amacı” açıkça aranıyor. Dolayısıyla kişinin yalnızca hesabının kullanılmış olması, tek başına dolandırıcılık suçundan sorumlu tutulması için yeterli değildir. Hesabı bilgisi dışında kullanılan, banka bilgileri ele geçirilen veya yaptığı işlemin bir dolandırıcılık faaliyetinin parçası olduğunu bilmeden hareket eden kişinin hukuki durumu farklı değerlendirilmelidir. Burada öncelikle sorulması gereken soru “Bu kişinin cezası yarıya indirilecek mi?” değil, “Bu kişinin dolandırıcılık suçuna iştirak kastı var mı?” sorusudur. Suça iştirak kastı bulunmayan bir kişi açısından mesele ceza indirimi değil, doğrudan ceza sorumluluğunun bulunup bulunmadığıdır. Bu ayrım özellikle önemlidir. Zira yeni düzenlemenin, suçsuz bir kişiye daha az ceza verilmesini amaçlayan bir hüküm gibi anlaşılması doğru olmaz. Suça iştirak etmeyen kişinin zaten suçtan cezalandırılmaması gerekir. Yeni hüküm, esas olarak suça iştirak ettiği kabul edilen ancak bu iştiraki belirli araçları kullandırmakla sınırlı kalan kişiler bakımından önem taşımaktadır.
Son dönemde kamuoyunda ve sosyal medyada “IBAN mağduru” ifadesi oldukça sık kullanılıyor. Ancak bu kavramın bütün dosyaları aynı şekilde tanımladığı düşünülmemeli. Gerçekten kandırılan, hesabının hangi amaçla kullanılacağını bilmeyen veya farklı gerekçelerle hesabının kontrolünü kaybeden kişiler bulunabilir. Bunun yanında, belirli bir ücret veya komisyon karşılığında banka hesabını, kartını ya da dijital ödeme hesabını başkasının kullanımına bilerek bırakan kişiler de vardır. Örneğin “hesabına para gelecek, sen sadece çekip vereceksin” veya “IBAN’ını kullanacağız, karşılığında sana ödeme yapacağız” şeklindeki tekliflerin masum bir işlem olarak görülmesi mümkün değildir. Özellikle hesabın neden kullanılmak istendiği konusunda makul bir açıklama bulunmadığı hâllerde kişinin suçla bağlantısının somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Yeni düzenleme, hesabını suç organizasyonlarının kullanımına bilerek bırakan kişileri cezasız hâle getirmiyor. Amaç, katkısı gerçekten yalnızca hesabını kullandırmakla sınırlı kalan kişiyle dolandırıcılığı planlayan ve yöneten kişilerin aynı ağırlıkta cezalandırılmasının önüne geçmek. Bu yönüyle düzenleme, cezanın failin suç içindeki rolüyle orantılı olması düşüncesine dayanıyor.
Kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde yarı oranındaki indirim hâkimin serbest takdirine bırakılmış değil. Ancak asıl tartışma, bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesinde ortaya çıkacak. Mahkeme, kişinin suç içerisindeki rolünün gerçekten yalnızca hesabını veya ödeme aracını kullandırmakla sınırlı olup olmadığını her dosyanın kendi delillerine göre değerlendirecek. Bu noktada yalnızca hesabın kimin adına kayıtlı olduğuna bakılması yeterli olmayacaktır. Para hareketlerinin seyri, hesabın ne zaman ve nasıl teslim edildiği, şifre veya kart bilgilerinin kimlerle paylaşıldığı, hesaba gelen paradan kişinin pay alıp almadığı, mağdurla herhangi bir temasının bulunup bulunmadığı, paranın çekilmesi veya aktarılmasında görev üstlenip üstlenmediği gibi hususlar kişinin gerçek rolünün belirlenmesinde önem taşıyabilir. Dolayısıyla düzenlemenin uygulamadaki en önemli tartışma alanlarından biri, “yalnızca hesabını kullandırma” sınırının mahkemeler tarafından nasıl yorumlanacağı olacaktır.
Düzenleme yalnızca bundan sonra işlenecek suçlar bakımından önem taşımıyor. Lehe ceza kanununun uygulanmasına ilişkin ilkeler nedeniyle devam eden dosyalarda ve şartları oluştuğunda bazı kesinleşmiş hükümler bakımından da sonuç doğurabilecek. Kanun yolu incelemesinde bulunan uygun dosyaların yeni düzenleme kapsamında yeniden değerlendirilmesi mümkün olabilecek. Böylece kişinin dosyadaki rolünün yeni hüküm çerçevesinde ele alınması gündeme gelebilecek. İnfaz aşamasındaki ve daha önce etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmamış bazı hükümlüler bakımından da ayrıca bir imkân getiriliyor. Bu kişiler, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde mahkemenin ihtarından itibaren altı ay içinde mağdurun zararını tamamen giderirlerse etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilecek. Bu nedenle yeni düzenlemenin etkisi yalnızca gelecekte açılacak davalarla sınırlı olmayacak; hâlen soruşturma, kovuşturma, kanun yolu veya infaz aşamasında bulunan bazı dosyalar bakımından da ayrıca değerlendirme yapılması gerekecek.
28 Haziran 2026 tarihli **“Sahte SMS, Gerçek Zarar”** başlıklı yazımda, çevrimiçi dolandırıcılığın yalnızca vatandaşın dikkatsizliğiyle açıklanamayacağını belirtmiştim. Bugün dijital dolandırıcılık yöntemleri son derece hızlı işliyor. Mağdur bir bağlantıya tıklıyor, sahte bir internet sayfasına yönlendiriliyor, banka veya kart bilgilerini giriyor ya da kendisini banka veya kamu görevlisi olarak tanıtan kişilerin yönlendirmesiyle para transferi yapıyor. Para hesaptan çıktıktan sonra ise çoğu zaman birkaç dakika içinde başka hesaplara aktarılıyor, nakit olarak çekiliyor veya farklı finansal araçlara yönlendiriliyor. Mağdur dolandırıldığını fark edip bankasına, kolluğa veya savcılığa ulaştığında ise para çoktan birden fazla hesap arasında hareket etmiş olabiliyor. Bu nedenle dijital dolandırıcılıkla mücadelede yalnızca suç gerçekleştikten sonra verilecek cezanın tartışılması yeterli değil. Önleyici mekanizmaların da aynı hızla çalışması gerekiyor.
Bankalararası acil bloke sistemlerinin güçlendirilmesi, şüpheli para hareketlerinin daha erken tespit edilmesi, mağdurun hızlı biçimde ihbarda bulunabileceği etkili kanalların oluşturulması ve banka, ödeme kuruluşu, kolluk ve adli makamlar arasında zaman kaybetmeden işleyen bir müdahale mekanizmasının kurulması büyük önem taşıyor. Dijital dolandırıcılıkta bazen birkaç dakikalık gecikme bile paranın geri alınmasını son derece güç hâle getirebiliyor.
Yeni IBAN düzenlemesi, suç gerçekleştikten sonra verilecek cezanın failin suç içerisindeki rolüyle daha orantılı hâle gelmesini sağlamaya çalışıyor. Bu yönüyle ceza adaleti bakımından önemli bir adım. Gerçekten de dolandırıcılığı planlayan, mağduru kandıran, organizasyonu yöneten ve suçtan büyük menfaat elde eden kişiyle katkısı yalnızca hesabını kullandırmakla sınırlı kalan kişinin hiçbir ayrım yapılmadan aynı şekilde değerlendirilmesi adalet duygusunu zedeleyebilir. Bu hüküm, dolandırıcılığı gerçekleşmeden önce önleyen yeni bir güvenlik sistemi getirmiyor. Mağdurun transfer ettiği parayı birkaç dakika içinde durduracak otomatik bir mekanizma oluşturmuyor. Bankalar ve diğer kurumlar arasında yeni bir acil müdahale modeli de kurmuyor. Başka bir ifadeyle düzenleme, esas olarak suçtan sonraki cezalandırma aşamasına ilişkin bir çözüm getiriyor. Oysa dijital dolandırıcılıkla mücadelede en az cezalandırma kadar önemli olan mesele, suçun gerçekleşmesini ve mağdurun parasının kaybolmasını mümkün olduğunca önleyebilmek.
IBAN’ını, banka hesabını, kartını veya dijital ödeme hesabını başkasına kullandırmak masum bir kazanç yöntemi değildir. Özellikle kolay para veya komisyon vaadiyle yapılan bu tür tekliflere karşı dikkatli olunması gerekir. Hukukun yapması gereken ise iki yönlüdür: Bir yandan dolandırıcılığı planlayan ve yöneten kişiyle suçta gerçekten sınırlı bir rol üstlenen kişiyi birbirinden ayırarak cezayı failin gerçek katkısıyla orantılı hâle getirmek; diğer yandan vatandaşın parasını koruyacak teknik ve kurumsal önlemleri suç gerçekleştikten sonra değil, mümkün olduğunca gerçekleşmeden önce devreye sokmaktır.
Yeni düzenleme ilk konuda önemli bir adım atıyor. Ancak dijital dolandırıcılıkla etkili mücadele için ikinci adımın da gecikmeden atılması gerekiyor. Mağdur açısından en etkili hukuk koruması, kaybolan paranın ardından verilecek ağır bir cezadan önce, o paranın kaybolmasını engelleyebilen bir sistemdir.