×

Kurumsal

Künye Kullanım Sözleşmesi Gizlilik Politikası Özel Üyelik

Haber Kategorileri

Gündem Resmi İlanlar Politika Teknoloji Eğitim Sağlık Yurttan Spor Kültür Sanat Eskişehirspor Foto Şaka

Medya

Foto Galeri Web TV Canlı TV

Makaleler

Yazarlar Makaleler

Servisler

Seri İlanlar Firma Rehberi Biyografiler Nöbetçi Eczaneler Namaz Vakitleri E-gazete Faydalı linkler Karikatürler Puan Durumu Fikstür Anketler

Destek

Üye Ol Giriş İletişim

Reyhan Pütün

İnsana dair

“Varoluşculuk” felsefesinin yakın geçmişteki en büyük filozofu Jean Paul Sartre’ın felsefesini açıklayan en önemli sözü “var oluş özden önce gelir” şeklindedir. Böylece Sartre insana dair “Öz’ün”, insanın dünyaya atıldıktan yani var olduktan sonra zamanla oluştuğunu anlatmak ister. İnsanı tamamlayan unsurun yapıp ettikleridir ve insan her zaman tamamlanmamış bir varlıktır. Yaşadıkça yeni şeyler öğrenir, gelişir ve bu tamamlanma öyküsü ölünceye dek sürer. Bu yönüyle tamamlanmamış olarak yaşayan varlık olan insan bir “Hiç”dir. İnsan özünü oluşturmak için her an bir seçimle karşı karşıyadır ve kendisini bu seçimler sayesinde tamamlamaya çalışır. Bir seçim yapmasa dahi “seçmemeyi” seçmiş olur ki özünü bu seçimsizliğin sonucu oluşturur. İnsanın varlığı ve kişiliğe sahip oluşu ancak özgür olarak seçim yapabilenler, kendilerini özgürce yaratanlar, varoluşlarına “benim yapımımdır” diyebilenler için mümkündür. Filozof özün oluşmasında özgürlüğü yani kendini yaratma edinimini başlıca nitelik olarak ele alsa da insanın yapıp etmelerinden “sorumlu olma” durumunu her koşulda öne çıkarır. Ona göre her türlü maddi koşulda insanlar seçim yapabilirler ve üstelik bu seçimlerinden sorumludurlar. Varoluşculuk felsefesini anlattığı sekiz yüz sayfalık “Varlık ve Hiçlik” adlı eseri bu düşüncelerinin açılımıdır… 
Bunu en iyi anlatan Cumhuriyet sonrası Türkiye Sosyalist Hareketinin en önemli liderlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kendini tanımlayan şu sözleri olsa gerek: “İmamın arkasındaki en sadık cemaat iken Kafirun Suresi’nden materyalizme atladım.” Platon’un “Şölen” isimli diyalogunda, yaşlı ve çok çirkin biri olan Sokrates’e büyük hayranlık duyan genç ve yakışıklı komutan Alkibiades durumu şöyle açıklar: “Ona herkes baktı ama içini yalnız ben gördüm.” Birde yurdunu seven her yazar-çizer aydın gibi Aziz Nesin’in de bir zamanlar düştüğü demir parmaklıklar arkasından bizlere söylediklerine kulak verelim: “İçimdeki cehennemi her yere taşıyorum. Her şeyim var ancak huzurum yok. Bazen gerçekten ölümü özlüyorum, niye biliyor musunuz? Dinleneceğim diye… Ama bu dinlenmeden haberim olmayacak ki!” Hababam sınıfının ünlü yazarı Rıfat Ilgaz’ın gerici ve baskıcı politikalar sonucu ülkesinin düştüğü duruma kahrından ölmeden önce yazdığı son şiirinde; “Elim birine değsin / ısıtayım üşüdüyse / Boşa gitmesin son sıcaklığım!” demesi nasıl bir insan varoluşunun öyküsüdür? İyi ki sanat var, iyi ki şiir, felsefe ve edebiyat var. İnsanlığın özü bilim, felsefe ve sanatla yoğrulursa ancak insan oluyor… 

 

YORUM YAPIN

haber yazılımı | Copyright © 2021