izmir escort izmir escort bursa escort bursa escort

TARİHE İZ BIRAKAN ŞEHİR: ESKİŞEHİR

Son Güncelleme : 05 Şubat 2017 00:02
TARİHE İZ BIRAKAN ŞEHİR: ESKİŞEHİR

Toplumların 'Genel Tarihi, milletleri millet yapan, ulus yapan önemli değerlerden birisidir. Şehirlerin tarihi de şehirlileri hemşehri yapar. Şehirli olarak şehrinizle ilgili bir tarih bilinciniz varsa o sizi kaynaştırır; daha sıcak, daha kaynaşık, daha güçlü tutar'

SÖYLEŞİ: ÇAĞLAR ÖZYAZICI

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Prof. Dr. Osman Köksal'la Eskişehir'in tarihteki yeri üzerine konuştuk. Selçuklular Dönemi ve Osmanlı Döneminde Eskişehir'de tarihe iz bırakan ne gibi gelişmeler yaşandı. Eskişehir nasıl Türkleşti, Sultan Kılıçarslan Eskişehir'de ne yaptı. Osmanlı'nın son döneminde sarayın ve hükümet merkezinin Eskişehir'e taşınması fikri nasıl ortaya çıktı? Bu soruların cevaplarını kendisinden alıyoruz.

Eskişehir tarihte nasıl

bir yerleşim yeri olmuştur?

Bu günden baktığınızda şehir, özellikle Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecinde, devletin küçülüşüne inat Balkanlardan, Kafkaslardan, Kırımdan gelen insanların oluşturduğu yeni mahallelerle büyüyen kozmopolit bir son dönem kenti gibi görünür. Muhtelif coğrafyalardan şehre intikal eden; Çerkez, Tatar, Muhacir olarak nitelenen şehrin yen sakinleri, elbet şehre yeni bir dizayn vermişlerdir. Ancak geriye gittiğiniz zaman, Eskişehir'in eskiliği de vardır. Bu sadece bir isimden ibaret değildir. Tüm Orta Anadolu yerleşim birimleri gibi Eskişehir de, muhtelif dönemlerde muhtelif toplumları, muhtelif kavimleri ağırlamış; değişik medeniyetlere ev sahipliği yaparak bugüne gelmiştir. Türkler Anadolu'yu vatan edindikten sonra Eskişehir önemli yerleşim alanlarından birisi olmuştur. Aşağı yukarı bin yıllık Anadolu Türk Tarihinde, belki bir payitahtlık, başkentlik, beylik merkezliği, eyalet merkezliği, şehzade sancaklığı gibi şehri refah ve gönene kavuşturacak avantaj yakalayamamış, "başına devlet kuşu konmamış"tır, ama buna rağmen bölgenin önemli yerleşim merkezlerinden birisidir.



Bazı yer adlarının eski komutanların

isimlerinden alındığı söyleniyor, doğru mu?

Yer adları, her hangi bir bölgenin bir millete aidiyeti; bir diğer söyleyişle, şöyle veya böyle bir yere sonradan gelen bir kavmin, tavattun edip yurt tuttukları bu yeni coğrafyayla ilgili niyetleri açısından önemli bir belirleyicidir. Bu gün "Onomastik (Yunanca onomastikos'tan gelir)" dediğimiz "ad bilim"; tarihin yadsınamaz yardımcı disiplinlerinden biridir ve kendi içerisinde üç alt disiplinden oluşur: Toponomi (yer adları bilimi), Hidronomi (nehir, göl, deniz vb. su adları bilimi) ve Antroponomi (şahıs adları bilimi). Türklerin 11. yüzyılın son çeyreğinde, 1065-1070'lerde muhtelif yollardan, Anadolu'nun doğusundan Batı'ya doğru, büyük bir gaza hareketine giriştiklerini görüyoruz. Muhtelif vesilelerle Selçuklu komutanları buralara akınlar düzenliyorlar. Bunların içerisinde 'Emir Porsuk' önemli bir Büyük Selçuklu komutanı. Bunun yanı sıra 'Bozan' yine birincisi kadar büyük bir diğer Selçuklu kumandanı. Bunların her biri on binlik, yirmi binlik atlı çerinin komutanı ve aldıkları görev çerçevesinde bağımsız olarak askeri harekat yürütebilen kumandanlar. Sakarya havzasını takiben zaman zaman akınlarını Kadıköy sahillerine kadar uzatabiliyorlar. İlerleyen süreçte, bölgenin eski isimlerinin (bunlar yer ismi, nehir ismi, muhtelif coğrafya ismi olabilir) yavaş yavaş değiştiğini; bölgede yürüttükleri askeri faaliyet ve fütühatları anısına bazılarına adı geçen kumandanların isilerinin verildiğini görmekteyiz. Mesela Sakarya'nın kolu olan ve Eskişehir'in en önemli simgelerinden biri olan Porsuk Çayı. Bilindiği üzere Porsuk Çayı'nın eski adı Timbris'tir. Bakıyorsunuz 'Timbris' ismi 'Porsuk'a dönüşüyor. Selçuklu komutanı Emir Porsuk'un adı bu çaya verilmiş. Emir Bozan'ın ismi de şimdiki Alpu'nun Bozan beldesine verilmiş. Bunlar Alparslan'ın ve halefi Melikşah döneminin Anadolu'nun fethinde görev alan ünlü komutanları.



Peki Eskişehir nasıl Türkleşiyor?

Adı geçen Selçuklu komutanlarının seferleri ve Malazgirt Meydan Muharebesi bir anda Anadolu'daki Bizans varlığını eritiyor ve Türkler 1075 yılında İznik'te bir 'Yavru Selçuklu Devleti' kuruyorlar. Kurucular Büyük Selçuklulara bağlı, aynı ailenin bir başka grubu; biraz merkezi iktidara muhalif duran Kutalmış'ın Oğulları. Bu süreçte İznik'te devlet kurulurken, Eskişehir bölgesi de Türkleşmeye başlıyor. Eskişehir 1070'lerden ilk Haçlı Seferine kadar uzunca bir süre Türklerin hakimiyetinde kaldı. Birinci Haçlı Seferi Anadolu'ya yöneldiğinde Haçlılar ilk önce başkent İznik'i Selçukluların elinden aldılar. O dönemde Anadolu Selçuklu Devleti'nin hakimi, Sultan I. Kılıçarslan. Haçlılar İznik'i kuşattıklarında kendisi Güneydoğuda Malatya hakimiyeti için uğraşıyor. İznik'te kumandanı İlhan'ı naib bırakmış. Haçlıların Boğazlar üzerinden ve Marmara'dan Anadolu'ya çıktıklarını duyar duymaz maiyyetindeki atlılarıyla apar topar geri dönüyor. İznik'e bir geliyor ki yer gök asker. Dile kolay tepeden tırnağa zırhlı, göm gök demire gark olmuş bir kısmı atlı çoğu yaya 600.000 kişi. Şehri kurtarmak için bir iki hücum ediyor, ama kuşatmayı yaramayıp geri çekiliyor. Geri çekilirken de savaşçı olarak geri çekiliyor. Harbi kaybetmiş, muharebeden vazgeçmiş bir sultan olarak çekilmiyor. Sağdan, soldan, geriden, sürekli vur-kaçlarla, bir nevi gerilla harbi taktikleriyle muharebeye devam ederek, hasımlarını hırpalayarak çekiliyor.

Sultan Kılıçarslan'ın

Eskişehir için önemi nedir?

Bilindiği gibi Haçlı Seferleri, Doğu-Batı ya da biraz eski ifadesiyle Şark-Garp mücadelesinin önemli evrelerinden birisini oluşturur. İki yüzyılı aşkın süre devam edecek bu savaş, dini referansları dolayısıyla bir "hilal-salip mücadelesi" olarak da görünür. Aşağı yukarı tüm Avrupa'dan devşirilen; Anadolu'yu Türklerden, Halife Ömer devrinden beri İslamlar elinde bulunan Kudüs'ü (Darusselam) bunlardan söküp almak niyetiyle harekete geçen bu büyük askeri kuvvete karşı hilali temsil edebilecek yegane zinde ve organize güç, "Turan'dan İran'a, buradan Rum'a" henüz gelmiş olan Türkler oldu. Bunun bilincinde olan Kılıç Arslan çekilirken, kendisine bağlı yerlerden ve Anadolu'daki tevaif-i müluk diyebileceğimiz diğer beyliklerden istediği yardım çerçevesinde kendisine katılan yeni kuvvetlerle ikinci bir meydan muharebesi için tekrar organize oluyor. Eskişehir önlerinde bir muharebe için hazırlık yapıyor. O'nun ilk Haçlılara karşı giriştiği bu yeni muharebe için otağını kurduğu, askerlerine nizam verdiği yer, bu gün Eskişehir-Ankara yolu çıkışında, sağ tarafta kalan Sultandere adıyla bildiğimiz bölge. Sultandere'nin bulunduğu tepeye karargahını kuruyor. Burada da bir muharebeye girişmiş. Bu muharebenin neticesi de zafer olmamış maalesef. Ama muharebe kaybedilmesine rağmen, Sultan'ın otağını, karargahını kurduğu tepeye, savaşın anısına "Sultan Höyüğü" denmiş. İlginçtir Sultan Alparslan Malazgirt Muharebesinden evvel Kuzey Suriye'nin hakimiyeti için ordusuyla Halep civarına inmiş ve Halep önlerinde otağını kurduğu tepe de Sultan-tepesi adıyla anılmıştır. Sultan Höyüğü daha sonra galatlaşarak 'Sultan-önü' olmuş. Osmanlılar bu bölgeyi hakimiyet altına aldıktan sonra buranın mülki- idari adı, yani bir sancak (eyalet) olarak ismi, tüm Osmanlı asırları boyunca Sultan-önü olarak devam etti. Yine oradaki köyün adı da 1937 yılına kadar Sultan-önü Köyü idi bundan sonra Sultan-dere'ye dönüştü.

- Sultan 1. Kılıçarslan, Haçlı Seferleri sırasında, otağını şu anda Sultandere olarak bildiğimiz noktada topladı. Burada askerlerine eğitim verdi, ardından bu bölgede bir savaş yaşandı.

Eskişehir'de Türk yerleşimi nasıl oldu peki?

Buradaki yerleşim gerek Selçuklular döneminde gerekse Osmanlılar döneminde eski harabe alanından biraz güneye, bugün Şahintepesi dediğimiz tepenin eteğine, Odunpazarı bölgesine kaymış gözüküyor. Malum, İslamiyet sonrası şehir mekanizasyonunda dini merkezler şehrin çekirdeğini oluşturur. Böyle bakarsak bu gün hala ayakta duran ve her ikisi de birer XIII. yüzyıl yapısı olan Alaaddin Camii, Şeyh Şehabeddin Sühreverdi Zaviyesi şehrin yeri hakkında bize somut birer göstergedir. Her iki yapıya ait vakfiyelerde şehrin adı "mahruse-i Sultan-öyüğü", yahut "medinetü's-Sultan-öyüğü" olarak geçer. Türkler döneminde daha çok şehir merkezi bu bölge. Porsuk kıyısına nazaran nispeten daha havadar, yazları daha serin, sivrisinekten uzak, bir de su kaynağı daha zengin bir mahal, yaslandığı tepeler suyunu şehrin konuşlandığı kuzey yamaca boşaltmakta. Bir de Türkler genelde başkalarının harabesi üzerine yerleşmek istemiyorlar. Bu da belki Türk Kültüründe özgü bir hususiyet. Antik devirdeki şehir (Dorylaion), Porsuk'un kuzeyinde Muttalıp'e doğru giden yerde büyükçe bir harabe olarak kalmış. Türkler orayı da Türkleştirmiş Şar-höyük olarak ve bu gün bir kazı alanı olan tepeyi hala bu ismiyle anıyoruz. 'Şar' Türkçe bir kelimedir ve şehir demektir. Oradaki harabeye 'Şarhöyük' demişler, yani şehir-höyüğü, şehir harabesi.



Osmanlı zamanında neler değişti?

Osmanlı tarihi boyunca bu günkü Odunpazarı bölgesi şehrin çekirdek merkezi olmayı sürdürmüştür. Erken devirde pek bu güne intikal eden tarihi yapılaşma yok. Ancak daha ilerleyen dönemlerde yavaş yavaş tarihi bir takım yapıların şehre eklemlendiğini görüyoruz. Bu önemli yapılaşmalardan birisi Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir. Mesela Kurşunlu Külliyesi'nin nüvesini oluşturan ve halk tarafından "Kurşunlu Camii" olarak adlandırılan Mustafa Paşa Camii, Yavuz dönemi devlet adamlarından Çoban Mustafa Paşa tarafından 1515'lerde inşa edilmiştir. Bu gün adı Arslan-beyli Köyüne dönüşen Şücaaddin köyündeki Şücaaddin Veli Külliyesi, yine o dönemde yapılmış eserlerdendir. Aslında şehrin Osmanlı Dönemindeki gelişimine dair kısa bir süre önce Anadolu Üniversitesinden emekli olan Halime Doğru hocamı bil-vesile anmak isterim. Gerek bizzat yürüttüğü çalışmalarıyla, gerekse yönettiği lisans üstü tezlerle şehrin yeni ve yakın devirlerdeki tekamülü üzerine büyük katkıları olmuştur. Kanuni döneminde yedi mahalleli, mütevazi bir kaza merkezi konumunda şehir. Bu mahallelerden üçü etrafında kümelendikleri mescidlerin adıyla isimlenmiş; Alaca Mescid, Orta Mescid ve Salı Mescidi mahalleleri. Diğer dört mahalle, Paşa mahallesi, Dede mahallesi, Hacı Atmaca ve Türkmenler (Türkmen Tekke) mahalleleri.



'Atçılığın merkezi oldu'

Eskişehir'in bir önemi daha var bu dönemde, mühim atçılık merkezlerinden biri. Osmanlı Devleti sonuçta bir Türk Devleti ve Türkler atlı-kültürün temsilcileri. At hayatı kolaylaştıran bir hayvan; hız demek, sürat demek at. Gazayı görev edinmiş savaşçı bir devletseniz sizin için ayrıca bir askeri güç unsuru. Bütün ulaşımın, münakalenin iki ayak sütüne döndüğü bir dünyada atlılık büyük bir imkan, büyük bir avantajdır. İşte atçılığın son derece güçlü olduğu Osmanlı döneminde, Porsuk Havzası bir atçılık merkezidir. Sultan-önü sancağı içerisindeki toprakların kısm-ı küllisi miri arazi, yani mülkiyeti devlete ait topraklardır. Daha kuruluş döneminde Osmanlı askeri teşkilatının çekirdeğini oluşturan Müsellem birlikleri kurulurken Porsuk havzasındaki miri çayırlıklar saraya, has ahıra, at yetiştiren çiftlikler olarak teşkilatlandırıldılar. Bu topraklarda yerleşik köylü sekenenin pek çoğu padişah-kulu olarak resmi hizmete alınıp "taycı", "yund-oğlanı" veya "esb-keşan" reaya olarak görevlendirildiler. Bir kısmı at sılahı ve hastalıkları konusunda uzmanlaşmış olup baytar derecesinde bilgiye sahip kimseler bunlar. Yine konum itibarıyla gerek Marmara havzasına, gerekse merkezi Bursa'ya komşu topraklar buralar. Porsu Çayı haricinde, Çifteler'deki Sakar-başı, Seyidgazi'den Hamidiye'ye doğru akan Seydi Suyu, Sarı-su havzası çayırlıkları ve Akça Tepe, Ulu Koru yaylağı gibi bazı yaylalardaki geniş çayırlar at yetiştiriciliği ve ıslahı için uygun alanlardı. Bundan ötürü hem doğrudan sarayın, hem Osmanlı askeri teşkilatının at ihtiyacını karşılayan önemli bir üretim ve ıslah merkezidir Eskişehir. Buna işaret eden bazı ifadeler, bazı yerleşim birimlerimizin adlarında hala yaşıyor. Bugün Beylikova diye bir ilçemiz var, eski adı "Beylik-ahır"dır.



'İlk hara kuruldu'

Bölgenin atçılığa müsait arazisi ve buna dair birikimi, Osmanlı son döneminde Eskişehir'i bir kere daha öne çıkardı. XIX.Yüzyılın başlarında yenilikçi Osmanlı Padişahı II. Mahmud, devlet kurumlarında baştan aşağı bir dizi reforma gidip dönüştürürken "çiftlikat" meselesine de eğildi. Döneminin ilk modern haralarından birini Eskişehir'de kurdu. Sultan Mahmut, merkezi otoriteyi güçlendirmek için "ayan" denilen yerli hanedanlara karşı yürüttüğü mücadele çerçevesinde Çifteler'de kendi adına hatırı sayılır bir arazi kapatan Kumarcı Abdullah'ı tepelettikten sonra müsadere ettirdiği araziyi hara için değerlendirdi. Daha sonra yapılan ilavelerle Çifteler'den Alpu ve Beylikova'ya kadar aşağı yukarı bir milyon sekiz yüz bin dönüm araziyi Çifteler Harasına tahsis ettirdi. Daha ilginci söz konusu araziyi vakıf statüsüne soktu. Böylece hem arazinin mülkiyet şeklini kolayca müdahale edilemiyecek biçimde güçlendiriyor, hem de arazi üzerinde yerleşik köylülerin devlete ödemekle yükümlü oldukları bazı vergileri haraya yönlendirip kaynak oluşturuyordu. İlerleyen süreçte II. Abdülhamit devrinde Hara-yı Hümayunlar Nezareti kurulup bütün çiftlikler bu yapıya bağlanınca Çifteler Hara-yı Hümayunu yeni gelişmelere sahne olup büyüdü. Bu dönemde haranın Çiftelerle birlikte Mahmudiye, Hamidiye, Aziziye (Esenbel), Tatar-höyük (Ertuğrul), Mandıra, Emin-ekini, Ağıdere mevkilerinde şubeleri kuruldu. Ayrıca Kütahya'da da bir kışlak şubesi bulunuyordu.

Öte yandan hara arazisi halk arasında 93 Harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi yenilgisinden sonra Anadolu'ya dökülen Kırım, Kafkas, Rumeli muhacirlerinin iskanı için de kullanıldı. 1911 yılında arazi üzerindeki köy sayısı 28 olmuştu, Büyük Harpten sonra sayı 35'e ulaştı. Hara I. Dünya Savaşı yıllarında muhtelif badirelerden geçti bazı emlaki bakımsızlıktan harab oldu, en kötü günlerini Yunan işgali döneminde yaşadı. Bütün bunlara karşın haranın bir kısım arazisi üzerinde bu gün TİGEM'e bağlı Mahmudiye Harası, at yetiştiriciliğinde yine önemli bir kurum olarak yaşamaktadır.




OSMAN KÖKSAL ÖZGEÇMİŞ:

1959 yılında Afyon Emirdağ'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Afyon ve Eskişehir'de tamamladıktan sonra 1982 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Vatanî hizmetini müteakip ilk mesleki görevine 1985 yılında Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı'nda tarih uzmanı olarak başladı. Buradaki memuriyeti sırasında 1988 yılında Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde Yüksek Lisans; 1995 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde doktora programını bitirdi. 1994 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Lisans programını tamamladı. 1993 yılında öğretim görevlisi statüsüyle Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümüne geçti. 1996 yılında Yard. Doçent, 2006 yılında Doçent, Şubat 2012'de de Profesör oldu, halen aynı üniversitedeki görevini sürdürmektedir. 2003-2005 yılları arasında üç yarıyıl boyunca Kosova-Priştine Üniversitesi, Filoloji Fakültesi, Türkoloji Bölümü ile aynı üniversitenin Eğitim Fakültesi Türkçe Sınıf Öğretmenliği Bölümünde misafir öğretim üyesi statüsüyle Türk Tarihi, Türk Kültür ve Eğitim Tarihi üzerine dersler vermiştir. Kosova Şarkiyatçılar Derneği üyesi de olan Prof. Dr. Osman Köksal'ın bu güne kadar iki kitabı ile değişik bilimsel dergilerde yayımlanmış makaleleri, ulusal ve uluslararası toplantılarda sunulmuş bildirileri bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Yorumlar (2) / Onay bekleyen (0)

Yorumlar editör onayından sonra görünecektir.

Yorum Ekle

eren

05 Şubat 2017 10:16
Müthiş bir yazı olmuş. Eskişehir'in eski adları: Dorlion, Sultan Höyüğü, Sultan Köyü, Sultan Önü, Sultan Dere, Eskişehir. Ayrıca Odunpazarı'ndaki bir Ak Cami yanılmıyorsam eski bir kiliseydi. Dikkatli bakılırsa caminin mimarisinin, altıgen kubbesinin ve pencere tasarımlarının Bizans tarzı kiliselerinkiyle aynı olduğu anlaşılır. Demek ki Odunpazarı Türkler'den önce Hristiyanlar tarafından da kullanılıyormuş. Çok güzel yazı, elinize sağlık.

medeniyetleri arayan öğrenci

08 Ekim 2018 20:23
ya allah aşkına bide geçmişte yaşamış medeniyetleri şöyle bi sonda küçük bi köşeye yazaydınız tam olurdu ama nerdeeee TÜRK İŞTE üşeniyor ama yinede mükemmel olmuş anlatmaya gerek yok elinize sağlık ama benim bi işime yaramadı çünkü ben medeniyetleri arıyordum ama aradığımu bulamadum o yüzden 100 üzerinden 51,999999 veriyorum şaka şaka 100 .
ESKİŞEHİRLİ GENÇ 5 GÜNDÜR KAYIP
ESKİŞEHİRLİ GENÇ 5 GÜNDÜR KAYIP
Eskişehir'in Günyüzü ilçesinde yaşayan 16 yaşındaki Selamet Şişman'dan 5 gündür haber alınamıyor. 
CEP TELEFONU BOMBA GİBİ PATLADI
CEP TELEFONU BOMBA GİBİ PATLADI
Eskişehir’de bir vatandaşın onarım sonrası kendisine teslim edilen cep telefonunu şarja takıldıktan bir süre sonra adeta bomba gibi patlarken bataryası ise yaklaşık 1 saat kor halinde yandı, çevredeki yanıcı maddeler tutuştu. 
BU KAOSU GÖREN YOK MU?
BU KAOSU GÖREN YOK MU?
Kentin merkezi olarak bilinen Köprübaşı Caddesi'nde yapılan araç işgali, hem esnafa hem de vatandaşa büyük kaos yaşatıyor.
ŞÜKRÜ OYTAN KALP KRİZİ GEÇİRDİ
ŞÜKRÜ OYTAN KALP KRİZİ GEÇİRDİ
Spor yorumcusu Şükrü Oytan, canlı yayında kalp krizi geçirdi. 
SERVİS VE KANTİNLERE DENETİM
SERVİS VE KANTİNLERE DENETİM
Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlığı ekipleri, öğrencilerin sağlıklı beslenme ve güvenli ulaşım ihtiyaçlarını karşılayan kantin ve servis araçlarını denetledi.
HIRSIZLIK ŞÜPHELİLERİ ADLİYE'DE
HIRSIZLIK ŞÜPHELİLERİ ADLİYE'DE
Eskişehir'de 'Kablo hırsızlığı' yaptıkları iddiası ile yakalanarak gözaltına alınan 5 şahıs adliyeye sevk edildi. 
BAKANLIKTAN CEVAP GELDİ
BAKANLIKTAN CEVAP GELDİ
Eskişehir merkez ve ilçelerinde sıklıkla meydana gelen ve mağduriyet yaratan elektrik kesintilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan açıklama geldi.
ESKİŞEHİR MERKEZLİ FETÖ OPERASYONU
ESKİŞEHİR MERKEZLİ FETÖ OPERASYONU
Eskişehir merkezli 3 ilde Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması'na (FETÖ/PDY) yönelik operasyonda 6'sı muvazzaf 7 asker gözaltına alındı.
CUMHURBAŞKANINA HAKARETE TUTUKLAMA
CUMHURBAŞKANINA HAKARETE TUTUKLAMA
 Eskişehir'de, sosyal medya hesaplarından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği öne sürülen 2 kişi tutuklandı.