TARİHE İZ BIRAKAN ŞEHİR ESKİŞEHİR 3. BÖLÜM

Son Güncelleme : 19 Şubat 2017 01:02
TARİHE İZ BIRAKAN ŞEHİR ESKİŞEHİR 3. BÖLÜM

Eskişehir Osmangazi Üniveristesi Tarih Bölümü'nden Prof.Dr. Osman Köksal'la söyleşimizin bu haftaki bölümünde Eskişehir'in 1. Dünya Savaşı sırasında nasıl bir öneme sahip olduğu ile ilgili konuştuk. Prof:Dr. Köksal, Osmanlı Saray Yönetiminin Eskişehir'e taşınma planı ve bu süreçte yaşanan gelişmeleri anlattı.

SIR PERDESİNİN ARKASI


Birinci Dünya Savaşı sürecinde

ne tür hareketlilikler yaşadı Eskişehir?



Osmanlı Devleti henüz savaşa bulaşmazdan iki aydan fazla bir süre önce 2 Ağustos 1914'de Almanya ile bir ittifak anlaşması yapmış aynı gün ihtiyaten ülke sath-ı mailinde "umumi seferberlik" ilan etmişti. Alman Amiral Souchon Ekim ayı başında Osmanlı Devleti'nin satın aldığını ilan ettiği meşhur iki zırhlı ile Karadeniz kıyısındaki bazı Rus Liman şehirlerini topa tutunca önce Rusya ve müttefikleri birer gün arayla Osmanlı Devleti'ne bir hafta sonra 11 Ekim'de de Osmanlı devleti kendisine savaş açan bu devletlere harp ilan etti. Bundan üç gün sonra "Cihad-ı Ekber", ardından da "İdare-i Örfiye" yani sıkı yönetim kararları alındı. Önce Trablusgarp, ardından gelen Balkan harpleriyle dört yıldır kısmen savaşın içerisinde olan Osmanlı-Türk toplumu şimdi umumi bir harbin cenderesine düşüverdi. Artık malınızla canınızla askeri hükümetin emrine amadesiniz. Suriye'ye, Irak'a, Mısır'a, Yemen'e Arabistan'a, Sarıkamış'a, Galiçya'ya asker, zahire, silah, mühimmat yetiştireceksiniz. En seri münakale vasıtanız demiryolu. Eskişehir, gece gündüz demeden hummalı bir şekilde akan savaş trafiğinin en yoğun işlediği bir güzergahta, Anadolu demiryollarının kavşak noktasında en mühim merkezlerinden biriydi. Harp boyunca, Sevkiyat-ı Askeriye Kumandanlığının uhdesinde yürütülen bütün trafiğin canlı tanığı, müşahidi oldu. Bir çoğu henüz bıyığı terlememiş, hatta tüyü bitmemiş "Mehmetlerin" gidişini de gördü; dönebilenlerin bitkin ve perişan bir halde dönüşünü de.



TOPKAPI SARAYI

Hükümet merkezinin Eskişehir'e taşınmasına

yönelik bir takım çalışmalar olmuş sanırım İstanbul'da.



Doğru. Tarih, ayrıntılarda gizlidir aslında, ayrıntıların bir kısmı da sır perdesinin gerisinde kalır bazen. Bu, o türden bir olay. Kısaca özetleyeyim size. Osmanlı Devleti hiç de müsait olmayan şartlarda bulaştı bu yangına biliyorsunuz, süreci hikayeye gerek yok burada. Yalnız ne müttefiki Almanya, ne de savaşın karşı tarafındakilerle en ufak bir güç orantısı yoktu devletin. Düşünün sanayi inkılabının getirisiyle, zamana göre son derece modern, yeni kara ve deniz silahlarıyla tepeden tırnağa donanan devletlerle, hala "tüfek icad oldu mertlik bozuldu" diye iç geçiren Köroğlu'nun durduğu yerde duran, doğru dürüst bir piyade tüfek fabrikası bile bulunmayan bir ülke konumunda savaşa giriyorsunuz. İttihatçı Askeri kadro "ya bir nevi akıl tutulması, mankurtluk hali yaşıyordu bu ara, ya da savaşı bir kumar kabul etti" demeden edemiyorsunuz düşününce. Neyse. Osmanlı Devleti henüz savaşa dahil olmadan İtilaf donanması Ege'de pozisyon almıştı malum. Almanya yanında harbe girer girmez zırhlılar Çanakkale Boğaz girişini kapatıp yığınak yapmaya başladılar.

Boğaz'da, II. Abdülhamit'in evail-i saltanatından beri muhtelif partiler halinde Alman Krupp firmasına sipariş edilip getirtilen değişik çap ve özellikte toplarla destekli bir istihkamat vardı gerçi. Buna rağmen merkezi hükümetin, İtilaf Donanmasının Çanakkale Boğazı'nı geçeceği konusunda endişeye düştüğünü, böyle bir zamansız baskına karşı saray ve hükümeti işgal altında bırakmamak için payitahtı, geçici süreliğine de olsa Anadolu'da daha emin bir yere taşıma konusunda tedbir aldığını görüyoruz. Bu noktada iki şehir öne çıkıyor. İkisi de İstanbul'a bağlı demiryolu güzergahında, biri nispeten daha yakın ve bir Osmanlı kuruluş merkezi olan Eskişehir; diğeri daha uzak, bir Selçuklu payitahtı olan Konya. Yarım asırlık payitahtını terketmesi düşünülemeyecek olan merkezi yönetim, daha yakın olan birincisini tercih etmiştir.

-Saray ve hükümet mensupları için Eskişehir'de kiralanan binaların aylık kirasının ödenmesine ilişkin meclisi vükela kararı.

Osmanlı Devleti bu kadar ağır

bir endişeyle ilk defa mı yüz yüze geldi?



Bu yerinde ve güzel bir sual oldu. İlk değil, ikincisi bu. İlkini, halkın belleğinde 93 Harbi diye yer etmiş 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi döneminde yaşadı maalesef. Bu harp, her yönüyle Osmanlı siyasi ve askeri tarihinin yüz karası savaşlarından birisidir. Rus ve oradan bazı Avrupa tarihlerine "Kahvaltı Savaşı (The breakfast war)" adıyla girmiştir. Düşünün, Tuna İstihkamatını üç dört koldan geçen Rus ordu unsurları altı-yedi ayda İstanbul kapılarına dayanıverdi. Osman Paşa'nın 142 günlük Plevne müdafaası olmasa, bir ayda ilerleyeceklerdi, bundan ötürü kahvaltı savaşı. Bir küçük parantez girelim müsadenizle: Türk toplumunun bu gün ulaştığı refah seviyesiyle muvazi olarak, gezme kültürü de bir parça gelişti. Artık Misak-ı Milli hudutları dışına daha kolay çıkabiliyoruz bu anlamda. Balkan ülkelerinden Karadağ'ın eski başkenti Çetine'ye yolu düşenler bir kiliseyi bulup uğrasınlar. Bahçe duvarı bu savaşta esir düşen Osmanlı askerlerinden toplanan piyade silahlarının namlularıyla çevrelenmiş. Sen Petersburg'a uğrayanlar da bir başka kilise görsünler lütfen; bahçe duvarı Ruslar tarafından yine bu savaşta ele geçirilen Osmanlı top namlularıyla örülü, armaları da üzerinde. Balkanlardaki Müslüman-Türk nüfusu yerinden yurdundan söküp atan bir savaş bu malumunuz, binlercesi hunharca katledildi, yüz binlercesi kan-revan, göz yaşı içerisinde yollara döküldü. İşte Osmanlı yönetimi, İstanbul'u boşaltma endişesini ilk defa bu savaşta yaşadı. Devletin ikinci başkenti Edirne Ruslarca işgal edilip Rus kuvvetleri Yeşilköy'e dayanınca Osmanlı hükümeti telaşa düşüyor. Hükümet başkanı Başvekil sıfatını kullanan Ahmet Vefik Paşa. Hükümet merkezinin geçici de olsa hiç değilse Gelibolu'ya taşınması konusunda görüş beliriyor. Buraya taşınırsa belki İngiltere'den de koruma sağlanacağı düşünülüyor. Hükümet adına Namık Paşa gönderiliyor Sultan Abdülhamit'e. II. Abdülhamit'in verdiği cevap kısaca şu: "İstanbul'dan bir çıkan bir daha geri giremez. Şurdan şuraya adımımı atmam!"



Hükümet Merkezinin Eskişehir'e taşınmasına

dair ayrıntılar, belge ve bilgiler nelerdir?



Bu, büyük gizlilik içinde yürütülen bir konu takdir edersiniz. Daha savaşa yeni bulaşmış, dönüşü olmayan bir yola girmişsiniz, arkasından devlet merkezini kaçıracak yer arıyorsunuz! Kamuoyuna bunu nasıl izah edeceksiniz? Düşmanlarınıza nasıl direnç göstereceksiniz? Dolayısıyla fazla belge bilgi bulabileceğiniz bir mevzu değil.

Esasen ulaşabildiğim verileri de bir makale formatında değerlendirip Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi'nde, farklı başlıklar altında yüz yıldır yayın hayatında olan bir periyodiktir bu, yayımladım. Merak edenler ayrıntıları oradan takip edebilirler. Burada kısaca ihtisar edeyim. Taşınma kararı alınır alınmaz Sarayın Mefruşat Müdürü Hacı Akif Bey Eskişehir'e gönderilmiş, padişah ve maiyyeti için ayrı ayrı binalar tedarik edilmiş. Akif Bey kullanmaya müsait binaları belirleyip, gerekli kira mukavelelerini yaptıktan sonra tefrişatıyla da ilgilenip kullanıma hazır hale getirmiş. Bir belgeden edinebildiğimiz kadarıyla bunun için İstanbul'dan da epeyce eşya da nakledilmiş.



Kiralanan yerler belli mi pekiyi?



Tarihle biraz yakından ilgilenenler, "tarihi sevdiren adam" Ahmet Refik (Altınay) adına aşinadırlar. Olay sırasında burada Askeri Sevkiyat Kumandanlığı'nda görevli bir yüzbaşı. Onun aktardığı kadarıyla, Almanların henüz yaptıkları daha sıvası bile tamamlanmamış okul kompleksi Padişah Mehmed Reşat'a; yakınındaki bir konak "şehzade-gan"a, Sarısu Köprüsü yanında kanarya sarısına boyalı iki Ermeni evi Talat Bey'le dostu İsmail Canbolat'a, Ermeni Mahallesi içindeki mükellef bir köşk Topal İsmail Hakkı Bey'e kiralanmış. Buraya yakın bir caminin giriş kapısı yıktırılıp büyütülmüş, padişahın cuma selamlığı için hazır hale getirilmiş. Meclis-i Vükela Mazbatalarında üstü kapalı biçimde "bir bab otel" ve "Muttalip Caddesi'nde muhtelif ahırlar" da kiralananlar arasında gösteriliyor. Bu binaların hiç birisini bulup görme şansımız yok ne yazık ki. Biz şehirli de olsak göçebe kültüründen kurtulamıyoruz maalesef. Yüz yıllık kaç binamız var koca şehirde, ya da yüz yıllık aile tarihini hafızasında saklayan kaç şehirlimiz. Bunu söylerken hiç bir hemşehrimizi, okurumuzu itham ediyor değilim; aksine, böyle bir ayrıntıya vakıf olan varsa, yardımına medyun olduğumu belirtmek isterim.



Eskişehir'in bu "gölge hükümet merkezliği"

ne zamana kadar sürdü dersiniz?



Bu konuda bir şey söylememize yardımcı olacak dört adet Meclis-i Vükela Mazbatası var elimizde, devletin resmi arşiv belgesi olarak. Bu günün Bakanlar Kurulu Kararnamesi demek bunlar. Burada kiralanan emlak ve binaların biriken kiralarının hangi bakanlık bütçesinin hangi harcama kaleminden karşılanacağına ilişkin karar alınmış. Süreyi ve ödenen kira bedeli miktarını buna dayanarak söylemek mümkün. Bunların ilki 7 Mayıs 1331 (9 Haziran 1915) tarihli. Kiralanan "ebniyenin icarat-ı şehriyelerinin (aylık kira bedelleri) işgal (kiralama) tarihi olan 15 Şubat 1330'dan itibaren mesarif-i gayr-i melhuza tertibinden (örtülü ödenek)" ödenmesine karar verilmiş. Aylık kira bedeli toplam 58 lira, üç çar-yek lira. Bu sadece "mabeyn-i hümayun ve hazine-i hassa" namına kiralanan binaların kirası. Liranın nasıl bir para olduğuna yukarıda bir başka vesileyle değindik. Meclis-i Vükela'nın konuya ilişkin son kararı ise 2 Mart 1331(15 Mart 1916) tarihlidir. Süre açısından söyleyebileceğimiz belirginleşiyor: Çanakkale Deniz Muharebesi başlamadan evvel bu tertibat alınmış, kara muharebelerinden de sonuç çıkmayacağı görülünceye kadar bir yıldan fazla korunmuştur.

Yorumlar (1) / Onay bekleyen (0)

Yorumlar editör onayından sonra görünecektir.

Yorum Ekle

cemal yıldız

19 Şubat 2017 21:50
Hocam, Biz türklerin bir huyu var. " kötü geçmişini unutmak " Örneğin Çanakkale savaşı destanını çok konuşuruz ama Balkan Savaşı konusunda ki, bilgilerimiz kıttır. Bölük, pörçüktür. Bir örnek daha; Kut-ul Amare zaferini neden dile getirmeyiz ki, Çanakkale savaşıyla hemen hemen aynı zamanda olmuş ve ingilizleri yenmemize, kolordusunu komutanı ve ordusuyla tamamen esir alınmamıza rağmen. Çünkü O zaferi kazanmamıza rağmen Osmanlı masa başında Irak'ı ingilizlere teslim etmişti. Onun için unutuyoruz..!
TRAMVAYDA GASP İDDİASI
TRAMVAYDA GASP İDDİASI
Eskişehir'de, tramvayda Türkmenistan uyruklu bir kişinin saatini gasbettiği öne sürülen şüpheli gözaltına alındı.
SIRAEVLER TRAMVAY İSTİYOR
SIRAEVLER TRAMVAY İSTİYOR
 Şeker Mahallesi TOKİ Sıraevler sakinleri, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan Opera-Otogar tramvay hattından bölgeye bir bağlantı hattı çekilmesini istedi. 
 YOLLAR YENİLENİYOR
YOLLAR YENİLENİYOR
Büyükşehir Belediyesi Yol Yapım Bakım Onarım Dairesi’ne bağlı ekipler iş programları kapsamında üstyapı çalışmalarını sürdürüyor.
NESİLLER ARASI  KÖPRÜ KURUYORLAR
NESİLLER ARASI KÖPRÜ KURUYORLAR
Üç yıl önce kurulan Eskişehir Kayı Boyu Derneği; kültürel, sanatsal ve tarihi organizasyonları ile geçmiş ve gelecek nesiller arasında köprü oluyor.
METALE HAYAT KATANLAR
METALE HAYAT KATANLAR
Eskişehir Sanayi Odası'nın (ESO) sanayicilerin birbirleri daha çok tanımasına ve birlikte iş yapma kültürünün gelişmesine yönelik gerçekleştirilen fuarların ikincisi gerçekleştirildi.
İYİ PARTİ'DEN  ETB'YE ZİYARET
İYİ PARTİ'DEN ETB'YE ZİYARET
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Berna Sukas, Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukçuoğlu ve İl Başkanı Ramis Tunca Eskişehir Ticaret Borsası Başkanı Ömer Zeydan ve Yönetim Kuruluna ziyarette bulundular.
SORUNLARI ELE ALDIK
SORUNLARI ELE ALDIK
AK Parti Eskişehir Milletvekili Emine Nur Günay, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ndeki görevi için yurtdışına çıkmadan önce önemli temaslarda bulundu.
ESKİŞEHİR'E AYRI  ÖNEM VERİYORUZ
ESKİŞEHİR'E AYRI ÖNEM VERİYORUZ
AK Parti Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, Eskişehir'de parti teşkilatını ziyaret ederek, tanışma ve istişare toplantılarına katıldı.
GAZİLER GÜNÜ KUTLANDI
GAZİLER GÜNÜ KUTLANDI
Eskişehir’de 19 Eylül Gaziler Günü düzenlenen etkinlik ile kutlandı.