Tazılı Gelin ve Hayatın Oku

16.07.2019 06:30

Tazılı Gelin ve Hayatın Oku



Özelimizi” yazıyla paylaşmanın doğru olup olmadığına ilişikin karşıt görüşleri her zaman önemserim.Özelimi anlattığım bir yazıya yöneltilen eleştiriyi Prof.Dr. Mübeccel Kıray’a okuttuğumda, yorumu benim için yönlendirici olmuştu: “Kendini yücelten ve çevresini küçümseyen özellerimizi elbetki onaylamam. Romanlar bizim en büyük özelimizdir; bir dönemi iyi kavramak için romanlar tarih kitapları, hatta onlardan fazlasını bize anlatır.Eğer toplumsal yaşamdan bir kesitin anlatımına katkı yapıyorsa, özeli yazmak da tarih yazmak kadar değerlidir” demişti.

O günlerden bugüne, toplumsal değer üretimine katkı yapacağını düşündüğüm özellerimi de zaman zaman yazıyla paylaşırım.

Bugün benim, ailemin, köyümün ve belki de tüm toplumumuzun yaşamından bir kesit olduğunu düşündüğüm bir özelimi hoşgörünüze sığınarak paylaşacağım.

•••

At sırtında gelin almaya giden kadınlara “yenge” denirdi. Köy içinde de yakın köylerden de gelin almaya katılan kadınlar atla, erkeklerin çoğunluğu da yaya giderdi. Yoksul köy kadınları ellerinde ne varsa onun güzelini giyer; altını varsa sakladığı yerden çıkarır; bileziklerini görünecek şekilde bileklerinde taşırdı. Çocukluklarında ata binmeyi öğrendiklerinden, eyerlerin üzerinde dimdik dururlardı.Anamın iki kez yenge gidişini anımsıyorum. Biri, büyük emmimin düğününde komşu köy Tazı’ya giderken, öteki kimin olduğunu anımsamadığım bir başka düğünde.

Anamın at sırtında dik duruşu, atını tırısta sürüşü, üzengiye basarak ata binişi, çevik bir hareketle attan inişi çocukluk dünyamı gururlandırırdı.

Tazı’ya doğru at süren yenge alayınının eyerlerinin parlatılmış üzengilerinden yansıyan güneşin ışıklarının peşinden yetişmek için mahallenin çocukları koşarak Kırtarla’yı aştık, Papazınbayırı’nı indik, Uluyazı’nın düzünden rüzgar gibi geçtik, Tazı Köyü’nde kız evinin önünde bulduk kendimizi.

Civiloğlu zurnasına eşlik eden davul durmadan “dum…dum… dum” diye sesler çıkarıyordu.

Tazı’da Efendi’nin evden gelin alındı; yengeler atlarına bindi; daha ağır, daha vakur bir yürüyüşle iki köy arasındaki dört kilometrelik yol davul zurna eşliğinde bizim evin önüne kadar geldi.Gelinin eve alınışında güveyinin para ve şeker atması geleneği çocukların en hoşuna gidendi.Bütün çocuklar uğur getirmesi için saçılan akide şekerden pay kapma yarışına katılırdık.

Bozuk paranın her düğünde saçılıp saçılmadığı zihnimin arşivi saklamamış.

Düğün yemeğini de anımsıyorum: Etli patates, tavuklu bulgur pilavı, Artvin usulu börek, özellikle de köyde çok özel günlerde konuklara sunulan pirinç pilavı .

Evimize yeni biri daha katılmıştı: Adınının Rukiye olduğunu Bursa Eğitim Enstitüsü’nü bitirip öğretmen olduktan sonra öğrendim. Bizim evde de köyde de “Tazılı Gelin” idi.Daha sonra bizim eve gelin gelen kız kardeşi de “Dudu Gelin” gibi.

Dudu Gelin çok aklı, insancıl davranışları ve çalışkanlığıyla herkesin saygısını, sevgisini kazanmıştı…Çocuğu olmadı… Genç yaşta hayata veda ettiğini geç öğrendim; yüreğimi ölüm çaresizliğinin alevleri sardı.

Temmuz ayının ilk günü haftalık yazılarım için okumalar yapıyordum; büyük kız kardeşim Hatice, Eskişehir’ de Tepebaşı Hastanesi’nde bir süredir yatmakta olan Tazılı Gelin’in sonsuz yolculuğuna çıktığı haberini verdi.

İsteği üzerinde köye götürecek, emmimin yanında defnedilecekti.

Hastalığından önce Tazılı Gelini en küçük kızı Serap’ın Eskişehir’deki evinde ziyaret ettim.O benim Eskişehir’de yaşadığımı zannediyormuş, daha sık uğramamı istemişti…Bir de kız kardeşim Hatice’nin kulağına eğilmiş bir şeyler fısıldamıştı. Önerisini öğrendiğimde, gözlerimden yaş döküldü :Tam da Tazılı Gelin ve Dudu Gelin’in zihnimde perçinlenen kişiliklerini hayatın düz aynasına yansımasıydı; özveri ve erdem yüklüydü.

Bazı insanlar doğuştan büyüktür. İster genlerinin etkisine bağlayın, isterseniz çevre ve kültürün yarattığını düşünün o insanlar küçük çıkarlarının değil, akıllarının doğru bildiğinin peşinde gider. Dudu Gelin’in bizim büyük ailenin seksen sekiz yıl sonra ayrılış kararının sabahında tütün tarlasına gittiğimizde, başta ablasının sonra da tarladaki bütün kadınların duyacağı şekilde bölüşümde uyulması gerekeni haykırışını hiç unutmam. O sağduyusuyla, okuyan bir meslek sahibi olan insanın yaratacağı zenginlikten söz ediyor; lisenin son sınıfında bir yüksek okula gidiş aşamasında olan benim gelecek için faydalı bir yatırım olduğunu düşünüyordu.Dudu Gelin’in düşündüklerinin yakınından ne babamın emmisi, ne benim emmilerim ne de ailenin diğer bireyleri geçemedi.Tazılı Gelin de öneriyi onaylamış; sonra olup bitenleri sessizce izlemiş, kaygılarını da benimle paylaşmıştı.

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle