TARİH, EVRİM VE BEYNİMİZ

Son Güncelleme : 23.10.2019 09:10

TARİH, EVRİM VE BEYNİMİZ



Bu sıralar sosyal medyada, bazı tarihsel doğruları ve gerçekleri vurgulayan, özünde komik ama bir o kadar da düşündürücü bir yazı sıkça paylaşılıyor. Ana teması insanlık niye bu kadar aptal oldu şeklinde özetlenebilir. İçinde tarih var, evrim var, vahşet var, beyin var, akıl var. Daha ne olsun? Yazı bu kadar geri zekalı olmamızın nedenini; geçmişte en akıllı, en bilgili ve zeki olanlarımızın özellikle din taassubu altında elimine oldukları, yok edildikleri esasına dayanıyor. Yazı mealen şöyle sürüyor: Mısır Firavunları devrinden başlayıp, Sokrates, Giordano Bruno, Hypatia gibi öldürülen veya yakılan bilim insanları ve filozoflar hep din baskısı yüzünden yok edilmişler ve soylarını devam ettirme olanağı bulamamışlardır. Dahası Avrupa’da cadı avında ve engizisyon mahkemelerinde 50 bin aydın, düşünür ve sanatçı yakılıp yok edilmişlerdir. Paleolitik çağdan itibaren son 40 bin yılda istatiksel olarak 143 milyon olarak hesaplanan “bu nasıl ritüel, bu nasıl anlayış, bu ne saçmalık” diyen üstün zekalı, düşünebilen insan dinlere, tanrılara, dogmalara, tabulara ve masallara kurban edilmişler, soylarını sürdürebilme olanağı bulamamışlardır. Eğer onlar soylarını devam ettirebilme olanağı bulsalardı bugünkü insan popülasyonunun %5’i değil %35’i üstün zekalı olarak yer alacaktı, Endülüs ve İskenderiye kütüphaneleri yakılmamış, uygarlıklar çok daha önce boy göstermiş olacaktı. Sonuç olarak akıllı, üstün zekalı insanlar nesiller boyunca yobazlar tarafından katledilmişlerdir, bizler geride kalan vasat insanların torunlarıyız, ne yapalım elde kalan malzeme bu…

Aslında yazı komik gibi dursa da içinde barındırdığı gerçekler insanlık için hayli düşündürücü. Homo Sapiens dediğimiz “akıllı insan” yaklaşık 200 bin yıldır yeryüzünde ve o zamandan bu yana beynimizde bazı ufak tefek değişiklikler olsa da hacım ve büyüklük bakımından o yıllardan beri aynı. 40 bin yıl önce gelişim tamamlandı, 10 bin yıl kadar önce de lateral frontal korteksin (yan alın lobu) gelişimini tamamlamasıyla (insanda hala en geç -20 yaş- olgunlaşan bölüm orasıdır) planlama yapabilme yeteneği gelişerek çiftçilik yapmaya elverişli hale gelmiş, yani avcı-toplayıcılıktan yerleşik düzene geçmeye başlamışız. İnsan beyni öncelikle hayatta kalmaya programlı olarak evrimleştiğinden güvenliğini sağlamaya yönelik önlemler hep önceliği olmuştur. Her türlü yenilik ve değişim insanın önceden kurguladığı konfor ortamını rahatsız eder. Tarih hep yenilikçiler/değişimciler ile muhafazakarlar arasındaki mücadeleyi yazar. İlerlemeler hep birincilerin zaferleri sonrası ulaşılmış mutluluklardır. Aslında bu zaferler nöronlar arası bağlantılarını bin bir emekle çoğaltıp insanlığın hizmetine sunanların eseridir. İlerlemeyi sağlayan bilim insanlarının genel adları, eskiyi yıkıp yeniyi kurdukları için “devrimciler” olarak geçer. Karşıdevrimciler ise tarihin her anında var olmuşlar ve her türlü ilerlemenin karşısında engel olma görevini yaparken hep din, dogma ve tabulardan destek almışlardır. Yanıtlanması gereken soru; insanlık bugün savrulduğu çukura yazının anafikri gibi tarihsel süreçte vasat insan popülasyonunun görece çoğunluğu dolayısı ile mi düşmüştür? Bunun yanıtı kesin olarak veremeyiz ama bu ayırımı yapanın beynimizdeki nöronal bağlantılar olduğunu bilmek belki konu üzerinde daha derin düşünmemizi sağlayabilir. Anasından belirli genetik farklılıkları göz ardı edersek, 100 milyar nöronla aynı şekilde doğan bir beyin, nöronlar arası bağlantılarını yapıp geliştikçe devrimci ya da karşı devrimci olmayı hangi koşullarda seçebilmektedir?..

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle