Spekülasyonlardan sakınmak

15.08.2019 06:30

Spekülasyonlardan sakınmak



Ülkemiz önemli ekonomik krizlerden birini 2000’lı yıllarının başlarında yaşadı.Kriz haberlerinin gazete manşetlerine taşındığı günlerde, iş arkadaşlarıma,”Yerli ve yabancı 200’e yakın yorumu bir araya getireceğim, hiç rakam kullanmadan krizi yaratan etkenler hakkında bir senteze ulaşmaya çalışacağım” dedim.

Bir yandan yurtiçi ve yurtdışı analizleri derlerken, öte yandan okumaları sürdürdüm; hedeflediğim analizlere eriştiğimde, ulaştığım saptamların “meta analizini” yazılı metinler halinde kamuoyu ile paylaştım. Kriz yaratan niteliksel etkenleri 9 başlıkta topladım:

1. Açgözlülük ve sorumsuzluk,

2. Aklı emanet etme eğilimi,

3. Kibir ve üstünlük inancı,

4. Sloganları ciddi fikirler yerine koyma kolaycılığı,

5. Takdir edilme ve şöhret popülizmine kapılma,

6. Kapsayıcı olma yerine cepheleştirerek taraftar toplama çabası,

7. Farklı seçimleri olan ve gelecek inşa etme iddiası olan lider eksikliği,

8. Öngörme ve önlem alma, gözetim ve denetim disiplinden uzaklaşma,

9. Net bilgi, etkin koordinasyon ve odaklanma yetersizliği.

Paylaştığım başlıkları açarak, köşe yazılarımda, değişik kurumsal yayınlarda kamuoyunun görüşüne sundum.

Bizim yayınlarımızdan çok sonra İngiltere Kraliçesi gözde ekonomistlerden bir çalışma grubu oluşturdu; yayınlanan rapor, bizim ulaştığımız sonuçlara çok yakındı.

Krizlerle ilgili manipülasyonla beslenen analizlerle daha çok ilgilendiğimizi, kök nedenlerle ilgimizin daha düşük düzeylerde kaldığını gözledim.

İnsan doğası ile kültür arasındaki git-gellerin nedenlerini anlamaya ve anlatmaya çabalarken, ölçü koymazsak, güven yaratmanın en önemli gücü olan enformasyonu, manipülasyonların tuzaklarına düşürürüz. Manipülasyonla güven yaratılması ne denli kolaysa, güvenin yok olması da o kadar kolaydır.

Özellikle piyasa üst göstergeleri -döviz, faiz, borsa- tartışmalarında “ölçü koyma” disiplininden uzak olanlar, içgüdülerin günlük yaşama yansıyan kolaycılığını hayatın öz gerçekliği gibi anlatma yolunu benimsenir. “Toplum, onu oluşturan bireylerin içgüdülerinin doğal bir ürüdünüdür”, diye tanımlanır; ama bu tanımlama, içgüdülerimizi aşamayacağımız, son çözümlemede her şeyi içgüdülerin belirleyeceği anlamına da gelmez.

Beynimizin iki özelliği var: Birinci özelliği, bir organ olarak “bencil genlerin’ emrindedir; ağırlıklı içgüdülerin peşindedir. İkincisi, aynı beyin, bilincin ikinci ve üçüncü düzlemi olan “sosyal mesafeleri ayarlama”, benzetim yoluyla ‘beklenti yönetme’ işlevi.

Sosyal içgüdülerimiz,bilincimizin rehberliğinde ilerler: Önce bağlantı kurar, iletişime geçer, nelerin yararalı, nelerin zararlı olduğunu kavramaya çalışarak; güvenli olanla güvensiz olanı da kavramış olur. Daha ileri giderek, kimlikler oluşturur; başkalarıyla bilgi ve metot alışverişi yapar, değerlerine göre ölçümler yapar, varsayımlar üretir; modeller kurar ve çözümler geliştirir; düşündüklerimizle uyguladıklarımızı geri-bildirimle sorgular; ince ayarlar yaparak kendimizi yeniden üreterek koşullara uyumun yol ve yönetimini belirleriz.

Ölçü koyarak düşünürsek”, içgüdülerimizin kolaycı, ucuz ve zenginlik üretmeyen yönlerinden uzaklaşırız. Tersini yaparsak, spekülasyonların ve manipülasyonların tutsakları kervanına katılırız.

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle