Ölüm Bizi Ayırana Dek..

06.09.2018 06:30

Ölüm Bizi Ayırana Dek..



Eşler, sevgililer böyle yeminler ederler; bazıları herkesin gözü önünde, bazıları kendi aralarında. Ant içerler; hastalıkta, sağlıkta, iyi günde, kötü günde “ölüm bizi ayırana dek” diye.

Öyle de olması gerekmez mi? Sevgi böyle bir şey değil midir. Elbette gerçek olanı. Ufacık zorluklarda hemen vazgeçmek, işin kolayına kaçmak, mazeretlere sığınmak olur mu hiç?

Kendi cinsine sadakati ne kadar gösterir insanoğlu bilinmez açıkçası. Çok fazla boşanma, terk olayları görüyoruz çevremizde. Minicik çıkar hesapları, ufacık bahaneler hemencecik çiftlerin ayrılmalarına sebep oluyor.

Hal böyleyken, insanların evlerine kabul ettikleri evcillere, can dostlarına vefa göstermeleri biraz ütopik kaçıyor ama onların durumları sanki insan ilişkilerinden daha bir farklı bence. Çünkü insanlar ayrılık acılarını kısa sürede ya da zaman içinde farklı şeylerle hafifletebiliyorlar. İş, meşgale, farklı heyecanlar, yolculuk, hobiler, akraba, dost gibi ayrılık acılarını hafifletecek onlarca alternatifleri oluyor.

Ya hayvanlar? Onlar sadece sahiplerine bağlanır, evine bağlanır. Yoktur terk edilmenin onulmaz acısını hafifletecek bahaneleri. Alıştıkları koku, ses, başlarını okşayan eller. Onların yokluğu, bir düşünün! Yok, ama düşünülmüyor. Aksi olsa pek çok terk olayı yaşanmazdı çevremizde, biz can korumacılara kadar ulaşmazdı o acıklı yaşanmışlıklar.

Yıllardır sahiplendirme yaparım, yapmaya çabalarım. Zorda, sokakta yaşama şansı olmayan kedilere, köpeklere yuva bulmaya çalışırım. Bu çabalarımda elimden geldiğince o canın yuvasının kalıcı olmasına, sahiplenecek kişilerin vicdanlı, duygulu insanlar olmasına özen gösteririm.

Çok fazla yanılmam seçimlerimde, bana güzel haberleri gelir, resimleri, yaşanmışlıkları. Çok ama çok mutlu eder tüm bunlar beni. Büyük ikramiye kazansam bir yerlerden, böylesine sevinmem açıkçası.

Ama arada hayal kırıklıkları da yaşadığım oluyor ne yazık ki. İşte bunlardan birisini de iki gün önce yaşadım; ne yalan söyleyeyim, en ağırlarından birisi oldu benim için. Gece rüyama bile girdi.

Odunpazarı hayvan barınağına bir ziyaretim sırasında, kedi kafeslerinin içinden bakan, güzeller güzeli, çok genç olduğu belli bir Van Kedisiyle göz göze geldim. Sahibi feragat etmiş o candan. Öyle masum öyle hüzünlü duruyordu ki içim yandı. Kısırlaştırma operasyonu geçirmiş yenilerde, biraz da durgun gibiydi.

Gerekli formları doldurup onu oradan çıkarttım, bir özel klinikte sağlık taramasından geçmesini sağladım. Evimdeki inanılmaz kıskanç Bebiş’imin eve almama asla izni olmayacağını bildiğim için o güzelliği sahiplendirme amaçlı hayvan severlerin paylaşımlarının yoğunlukta olduğu bir sayfada, sosyal medyada ilan açtım.

Çok sayıda talep geldi. Uzun süre -bir ay kadar- içlerindeki en doğru aileyi seçmeye çabaladım. Bulduğumu düşünüp verdim; kültürlü, olgun bir bayan teslim aldı onu. Arya diye çok ta güzel bir isim taktı, uzun süre harika fotolarını gönderdi bana.

Bir yılı geçti yanılmıyorsam, iki gün önce o bayandan bir mesaj aldım; şehir değiştirmek zorunda olduğunu, kediyi götüremeyeceğini, sahiplendirmesi gerektiğini yazmış. Bu konuda benden yardım istemiş, bu şekilde gözünün de arkada olmayacağını ilave etmiş.

Yanıt vermedim. Ne diyebilirdim ki? Bazen söz bitiyor işte. Bu da o zamanlardan biriydi. Ona çok kızmadım, kendime küstüm; onca yılın tecrübesiyle, o kadar çok aday içinde nasıl olup, yanılıp da o kişiyi seçtim diye.

Ece Bilgin

05/09/2018

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (1)

Yorum Ekle