KENT ORMANI

04.11.2019 06:30

  KENT ORMANI



 

2005 Yılı Nisanı olsa gerek.

Orman Teşkilatı'mızla birlikte ağaçlandırma çalışmalarına hız verdiğimiz sıralardı...

Bilirsiniz Nisan ayı, ekim-dikim  mevsimidir; hayatı dirilten bir soluğu vardır.

Eskişehir-Sivrihisar Yol'unu bitirmiş,  Eskişehir-Seyitgazi Yolu'na ve 2. Kent Ormanına başlayacaktık.

Orman Fidanlığı, nerdeyse bize fidan yetiştiremiyor, Manisa'dan falan da fidan getirtiyorduk.

                                               *

Kendimi bildim bileli bir "fidan dikme tutkusu" vardır bende.

Öyle ki bu tutku çocukluğumda az daha ölümüme sebep oluyordu.

6-7 yaşlarında var yoktum. Yine böyle bir nisan ayında, Mustafa abim çift sürmeye beni de yanında götürdü. Tarla, Akyar Mevkisi'nde Akarçay kenarındaydı. İlkbaharda bu ırmak, Murat dağlarından doğar,  eriyen karlarla birlikte yerine yatağına sığmaz, girdaplar yapa yapa  uğultularla deli deli akar giderdi. Büyükler, dikkatli olalım diye, "bu Akyar var ya, manda bile düşse kurtulamaz ha!" diye sürekli tembihlerlerdi.

Abim sürüm işine devam ederken, çocuk aklımla birden ağaç dikme arzusuna kapıldım.  Çakımla fidana uygun bir dal kestim ve  su kenarına dikmek için çabalamaya başladım. Sağlam olması için derine gömmek istiyordum. Ne olduysa fidanı gömmeye çalışırken oldu; altımda yarılıveren toprakla birlikte kendimi anında ejderha ağzına düşmüş gibi Akyar'ın boz-bulanık, azgın sularında buldum .

Sonrası uzun hikaye... Bu dünyada daha nasibimiz varmış ki, Allah mucize kabilinden kurtardı.

                                                   *

Ben bu fidan dikme anısına dalıp gitmişken, Üs Komutanı Kürşat Atılgan Paşa ışıltılı ve güleç yüzüyle girdi odama.

Biraz sohbetten sonra,

-Sayın Valim dedi, bu sefer kahve içmeye değil, sizden önemli bir istek için geldim. Bilmem yardımcı olabilir misiniz?

-Hayırdır Paşam dedim, istek istektir. İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü...dememişler mi?

-Ağaç dikimi yapıyoruz da... Fidan ihtiyacımız var. Kantin parasıyla ancak yedi bin fidan temin edebildik. İki üç bin fidan da siz verebilir misiniz?

-Veremem! dedim hiç düşünmeden.

 Bozulur gibi oldu.

-Ben de öyle tahmin etmiştim, dedi.

-Niçin öyle tahmin etmiştin?

-Sizden önce Sami Sönmez  Valimizden de talep etmiştik; ödenek yokluğundan verememişlerdi.

-Ben ödenek yok demedim ki Paşam!

-Ya niçin?

-Yahu Kürşat Paşa hiç iki üç bin fidan şanınıza yakışır mı be?

-Peki ne kadar verebilirsiniz?

-En aşağı bir milyon...pazarlık kabul etmem!

-Valla beni iyice şaşırttınız Sayın Valim, şaka yapmıyorsunuz ya..?

-Çok ciddiyim paşam. En iyi siz bilirsiniz;  vatan toprakları sadece hudutlarda savunulmaz. Erozyon, çarpık kentleşme, çevre kirliliği, betonlaşma gibi sinsi düşmanlar o kadar çok ki... Onlarla da fidan dikerek savaşmak gerek.

Uzmanlar bir çam ağacının  günde, 25 insan ihtiyacını karşılayacak oksijeni ürettiğini söylüyorlar.

Anlıyacağınız bu ağaçlar şehrin akciğeri. O yüzden şehrimizin akciğer kapasitesini olabildiğince artırmamız gerekir, değil mi?

Kürşat Paşa bir sure şaşkın şaşkın yüzüme baktı ve,

-Bizim alanımız sınırlı,  elli binden daha fazla dikecek yerimiz yok.

-Neyse Paşam dedim, size açık çek, ne kadar dikerseniz fidanlar benden; hatta diğer üs komutanlıklarına da istedikleri kadar fidan verebiliriz; yeter ki diksinler!  

                                             *

Bunları yazmama, Hakkı Sağlam'ın Sakarya Gazetesi'ndeki köşesinde, Kent Ormanı'nda "ağaç kesilerek inşaat yapılıyor," yazısı sebep oldu.

Az çok emeğim geçtiği için de içim cız etti.

Zaten daha önce, "yangın kulesi" adı altında  ucube bir yapıyla o güzelim terası betonlaştırdılar. Onlarca kez önünden geçtim, serkeş takımı hariç  hiç görevli  görmedim.

Çoğu vatandaşımız bilir,  görevdeyken olsun,  emekli olduktan sonra da burada sürekli spor yaptım, yapıyorum.

Yaparken de, 60-70 yılda, insan eliyle oluşturulmuş bu harika ormanın oluşmasına emeği geçenlere hep dua ederim.

Eskişehir'imize, oksijen üreten koskoca bir AKCİĞER kazandırmışlar.

Ne büyük ibadet!

                                               *

Sorun şu:

Bilindiği gibi Kent Ormanı'nda ateş yakmak, mangalla piknik, alkol ve sigara içmek, çöp atmak, motorlu taşıtların girmesi v.s. sözde yasak.

Ama gidin bakın, şu an bunların hepsini yapıyorlar. Güzelim Kent Ormanı bakımsız ve korumasız!

Yürüyüş esnasında, bu makalenin dar kalıplarına sığmayacak nice müessif olaya tanık oldum.  Müdahale ettiğim oldu, edemediğim oldu.

Herşey bir yana, en büyük korkum, kimbilir nice zorluklarla 60-70 yılda meydana getirilebilmiş bu güzel ormanın 60-70 dakikada kül olması.

Etkili ve yetkili dostlar;

Birincisi, yürümediğiniz yollar, çıkmadığınız dağlar, içinde yüzmediğiniz göletler, derinliklerinde gezmediğiniz ormanlar sizin değildir. Onlarla kucaklaşmak gerek!

İkincisi, şu beton işinden de, beton kafalılıktan da vazgeçelim.

Kent Ormanı'mıza da, ormanlarımıza da, çevremize de bakalım ve koruyalım.

Ciğerimiz yanmasın!




Yorumlar (8) / Onay bekleyen (3)

Yorum Ekle

Mazlum

04 Kasım 2019 15:54
Ormanlarımız milli servetimiz ve geleceğimiz.. Tabiatı korumak, doğal yaşama sahip çıkmak en önemli görevimiz olmalı..

Nasrettin Hoca

04 Kasım 2019 09:11
Bu yazıyı okuyunca içinizdeki derin vatan sevgisini hissettim

İbrahim KARABUL

04 Kasım 2019 16:41
Deniz bitti beyler,el birliğiyle orman denizimizi maziye gömdük. Bitmez, bir şey olmaz kabilinden ilkel bencilliğimize kurban verdiğimiz ormanlarımız, televizyon ekranlarının sükunet yüzü,telefonlarımızın arka plan süsü oluverdi.Sayın Valim gibi bir kac doğa orijinli deli yüreklinin dişinden tırnağından artırıp ortaya çıkardığı mirası da hovardaca harcamayalım.Aman ha,başkasının çam ağacının ürettiği oksijeni ithal edemeyiz,o olmuyor!...

Türk Yılmaz

04 Kasım 2019 14:30
Valla oradan geçerken hep bakarım ne zaman yakacaklar ya da kesecekler ağaçları diye. Ağzınıza sağlık Sayın Valim. Inşallah sahip çıkarlar. Yenisi yapamıyorlar, eskisine sahip çıksınlar bari

Samet özkanlı

06 Kasım 2019 21:13
Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum, çok önemli bir konuya değinmişsiniz Eskişehir in ormanı yok denecek kadar az, olana da bakılmıyor. Sizin gibi bunu dile getirende yok ama yazılarınızda yüzlere çok takılıyorsunuz bu yazınızda da ''Işıltılı ve güleç yüzüyle'' Diye komutanı anlatmışsınız. Milletin kaşını gözünü bırakın konuyu anlatın.

Gülabi

06 Kasım 2019 22:44
Muhittin arkadsşım bir fidan diktinmi ,bir satır yazdınmı Sakın çizmeden yukarı çıkma sana tavsiyem

Zargana

06 Kasım 2019 02:05
Yeşili yazmak, onun korunmasını istemek neden bazı okuyucuları rahatsız ediyor? Neden yazarı çekemeseler de onu okumadan da yapamıyorlar?

muhittin

04 Kasım 2019 17:22
Hep bakarım o kadar emek verilir fidan dikilir sonra takip edilmez tutumu kurudumu kimsenin umurunda olmaz. Ormanlardan sorumlu kurumdan ses çıkmayınca senin gibi yazacak bir şey bulamayan çakma yazarlarada gün doğar boş beleş salla okuyan okusun.