İNANMAK ÜZERİNE

10.08.2018 06:00

İNANMAK ÜZERİNE



Dün sosyal medyada bir paylaşım gördüm doğrusu kanım dondu. Başı kapalı, muhafazakar kesimden olduğu belli bir hanım kızımız, “Dolar ve Euro artıkça vatanıma, milletime ve reisime bağlılığım artıyor” diyordu. Diyeceksiniz ki birisi sizle kafa buluyor. Yok, paylaşımın altına eni konu yorumlar yapılmış, gülünüp geçilecek cinsten değil. Doğru olduğuna inandığınız bir şeyin yanlışlığı ispatlanırsa tepkiniz ne olur? Fikrinizden vaz mı geçersiniz, yoksa inancınızı savunmaya devam mı edersiniz? İngiltere’de yapılan akademik bir araştırmaya göre insanlar ikinci yolu tercih ediyor ve inandıkları şeyi terk etmiyorlar, hatta tam tersine ona daha sıkı sarılıyorlarmış. Geçen senenin en popüler ifadesinin neden “post-truth” (gerçek ötesi) olduğunu şimdi anladınız mı? Bu körü körüne inanma diyebileceğimiz “vahim” insanlık durumunun yaşam koşullarından kaynaklandığı varsayılıyor. (*) Sadece metafizik boyutta ele almamak gerek konuyu, fizik boyutta da aynı şey geçerli. Şüphe etmemeyi “itaat”, aksi görüşleri dinlememeyi “bağlılık”, yalnızca benzer kişilerle birlikte olmayı “sadakat” olarak algılayan bir kitle var. Mesela, dünyada milyonlarca insan dünyanın yuvarlak değil düz olduğuna inanıyor, daha önceki yazılarımın birinde yazmıştım, bu inancı yaymaya çalışan bir örgütleri bile var…

Herkes biliyor, konunun özü eğitimde saklı doğal olarak. Hem sistematik olarak okullarda verilen eğitimde hem de rastgele ailesi ve çevresinden aldığı eğitimde. Birey en temel gereksinmelerini karşılama konusunda kendini güvende hissetmiyorsa, yaşadığı toplum ona bu duyguyu veremiyorsa, kendi becerilerini ortaya çıkaracak olanaklar tanınmıyorsa, kişi en kısa yoldan kendini güvende hissedeceği ya da kendini güçlü kılacak olana doğru hızla yanaşıyor. Aslında beyin evrimsel olarak atalarından öğrendiğini yapıyor, hayatta kalmaya çalışıyor. Kaldı ki ana akım medya denilen gazete, radyo ve TV’lerle, yetmedi sosyal medyadan da bir şekilde besleniyor. Üstelik kendini kurtarmışların alaycı tahakkümüne, küçük görüp, ötekileştirmesine de maruz kalıyor ki katmerli çörek. Bu durumda onunda kendisini kurtarmasına ve aydınlanmasına bıkmadan usanmadan yardımcı olmak gerekli. Kendisini güvende hissedeceği ve geleceğini kurabileceği bir başka ortamın da var olabileceğini anlatmak lazım. Zaten tartışıp duruyoruz ya, “ne yapmalı” diye, elden başka bir şey de gelmiyor. Unutmayalım her alanda bu böyledir, korkuyu fethetmek aklın başlangıcını oluşturabilir…

(*) Tanol Türkoğlu, “İnanmanın Dayanılmaz Cazibesi”, HBT Dergi, sayı 111

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle