İdam Çözüm Olsaydı Dünyada Hiç Suç İşlenmezdi 8

20.08.2018 06:00

İdam Çözüm Olsaydı Dünyada Hiç Suç İşlenmezdi 8



İdam cezasının halkoylamasına götürülmesi ihtimalini de değerlendiren Kaboğlu şunları söylemiştir: "Temel hak ve özgürlüklerin, hele hele yaşam hakkı temelindeki bir hakkın referanduma sunulmasının sakıncalarını insan hakları öğretisi sürekli işliyor. Halktan bir talep olduğunu varsaysak bile yöneticiler kendilerine lider sıfatı veriyorsa, halk istese bile kendileri idam cezasını savunmuyorsa, 'Benim çağdaş, insancıl anlayışım idam cezasıyla bağdaşmamaktadır, darbe girişimcilerine hukuk devletinin en ağır yaptırımlarını uygulayacağız ama idam olmamalıdır' diyebilmelidir. Halka güvenen liderler bunu söyleyebilirler". Türkiye'de idamın, aşamalı olarak Bülent Ecevit'in 1999'da kurduğu DSP-MHP-ANAP hükümetiyle kaldırılmaya başladığını ve 2002'de iktidara gelen AKP döneminde tamamen kaldırıldığını hatırlatan Kaboğlu, "Öncelikle sorgulanması gereken husus, Türkiye'nin bu kazanımları bir anda elinin tersiyle itip itemeyeceği olmalı" demiştir.

Türkiye’de 1920’de Meclisin kuruluşundan, 1984’te ölüm cezalarının fiilen kaldırılmasına kadar geçen 64 yıllık dönemde çoğunlukla ayaklanma, cumhurbaşkanına suikast girişimi, 60 darbesi, 71 muhtırası ve 80 ihtilali olmak üzere 15’i kadın hükümlü 712 kişiye Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanan ve infazı gerçekleştirilen ölüm cezası verilmiştir. Bu rakama İstiklal Mahkemeleri’nin, Meclis’i devre dışı bırakarak aldığı idam kararları dahil değildir. Meclise gelmeden İstiklal Mahkemeleri tarafından verilen 1,500 – 2,000 civarında idam kararı bulunduğu tahmin edilmektedir.

İdam cezası uygulanan son mahkum, 25 Ekim 1984’te infaz edilen Hıdır Arslan’dır. Ekim 1984’ten itibaren mahkemeler tarafından verilen ölüm cezaları Meclis’te onaylanmadığı için infaz edilmemiştir.1991 yılında çıkarılan bir afla 500 civarında ölüm cezası dosyası, 10 yıl ağır hapse dönüştürülmüş, 2002 yılındaki yasayla da fiilen uygulanmamış olan tüm idam kararları ömür boyu hapse çevrilmiştir. Bunlar arasında, Öcalan’ın 29 Haziran 1999’da çarptırıldığı, 25 Kasım 1999’da Yargıtay tarafından onanan ölüm cezası da var.

Ben; Kenan Evren’in 12 Eylül darbesi sonrası gündeme gelen “asmayalım da besleyelim mi?” popülizm söylemlerinin milliyetçi muhafazakar seçmeni aynı çatı altında tutmak için ortaya atıldığını, sayın Cumhurbaşkanı’nın söylemlerine baktığımızda bu işi ciddiye almadığını, fakat AK Parti seçmeninin de gönlünü hoş tutmak istediğini düşünüyorum. Aksi zaten düşünülemez. Çünkü hem AB’ye üye olmak için çaba gösterip “AB stratejik hedefimizdir” diyeceksin, sonra da “vatandaş idam istiyor” diye idamı geri getireceksin. Ateşle barutun yan yana gelmesi mümkün değilse, idamı kabul eden bir ülkenin de AB ve Avrupa Konseyi üyesi olması mümkün değildir.

Bu çelişki “halk öyle istiyor” söylemiyle açıklanamaz. İdam cezasının geri getirilmesi hükümet ile hükümetin AB hedefleri arasında ciddi bir engel oluşturmaktadır. AB üyeliği hükümet programında yazılı dururken idam tartışmaları yapmak, havanda su dövmeye benzer. Son infazın yapılmasının üzerinden 34 yıl geçmiştir. Abdullah Öcalan’ın idam cezasına çarptırılmasından 19 yıl sonra tekrar idamın konuşulmaya başlanması, demokratik değerlerden ve medeni dünyadan kopuş demektir.

Eğer Avrupa’dan kopmak, Avrupa Konseyi’nden çıkarılmak ve de Avrupa değerlerinden uzaklaşmak isteniyorsa, idam cezasını Meclisten geçirmek mümkün olabilir. Bu da Türkiye’nin ekseninin Doğu’ya kayması demektir. Zaten bazıları Türkiye için Doğu’ya giden gemide Batı’ya koşan ülke benzetmesi yapıyorlardı. İdam çıkarsa, Doğu’ya giden geminin içinde Batı’ya koşmanın bir anlamı kalmaz. Bu durumda Doğu’ya giden gemide Doğu’ya daha hızlı ulaşabilmek için koşarsınız ama nereye kadar? Koşacağınız mesafe geminin boyu ile sınırlıdır. Eğer bu sınırlı alanda Doğu sizi kabul ederse sorun yoktur. Eğer etmezse, hedefe ulaşmadan açıkta kalırsınız.

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle