HAKKINI HELAL ET KATİBİM

13.01.2020 06:30

HAKKINI HELAL ET KATİBİM



 

Gazetelere şöyle bir bakayım derken, bir haber ilişti gözüme.

"Katibim (İsmail Hakkı Demirci) son yolculuğuna uğurlandı."

Bir an, "Vay be..!" diye iç dedim, "Demek Katibim'de bizi terk etti ha..!"

Düşündüm de, hayatla birlikte akıp giden ne çok şey vardı?

Üzülsek de, kabullenmek güç olsa da... gün akşamlı, hayat ölümlü...

Ve geride kalansa yalnızca ince bir "ahh..."

                                          *

Böyle zamanlarda anılar depreşir ya...

Yine bir kış günüydü.

Dışarıda tipiye dönüşmüş kar neredeyse diz boyuna çıkmış, Eskişehir'i teslim almıştı. Sıcak odada bile insanın yüreğini titreten bir ayaz ortalığı kasıp kavuruyordu.

Bu ara kapı açıldı. Baktım, Katibim...

Muzip bir zekası vardı. Her gelişinde yeni bir hava estirir, heybesinden çıkardığı yeni yeni sözlerle sohbeti tatlandırırdı.

Buyur ettim.

Hüzünlü bir ifadeyle karşıma oturdu. Hep görmeye alıştığım o şakacı tavrı yoktu. Gözleri nemli, titreyen dudaklarını ısırıp duruyordu.

-İsmail nasılsın? diye sordum.

Dudağında eğreti bir gülücükle baktı.

-Nasılım desem ki? 

"Kara bahtım kem talihim

Taşa bassam iz olur

Ağustosta suya girsem

Balta kesmez buz olur."  diyen adam gibiyim.

Doğru söylüyordu. Maddi yoksunlukların cenderesinde, zorlu bir yaşamı sürdürüyordu.

Utangaçtı, naifti. Duygularını, mahpusun zulasındaki sevgili saçı gibi saklardı. Birilerinin kuyruğuna girip, "Senden büyük yok! Eskişehir seninle gurur duyuyor." diye geçinip gitmeyi becerememişlerdendi.

Ancak ortamını ve kıvamını bulursa yelpazeli konuşur, konuşurken de konuştururdu. Sözleri hem ağulu, hem ballıydı.

 Sohbeti koyulaştırmak için biraz tahrik edeyim istedim:

-Sana da sormaya gelmiyor be İsmail dedim, dırdırı bitmeyen kaynanalar gibi hemen şikayete kalkıyorsun! Şöyle uz konuş düz konuş ki lafın bacaklarını ters gelmesin!

Kaşlarının altından muzipçe güldü.

-Konuşayım konuşayım da gümrüklü mü olsun, gümrüksüz mü?

-Tabi ki gümrüksüz, dedim.

-Eh şimdi rahatladım dedi. Merak etme, çuval çuval laf edip Çingene İsmail'in zurnası gibi düdüğümü uzun uzun öttürmeyeceğim.

Biraz düşündü.

 -Ah siz devletliler...dedi, işiniz tıkır olunca bizimle böyle kebap yaparsınız.

-Nasıl tıkır?

-Nasılı şu ki, masa sizde, kasa sizde, maliye lokantasında bol ziyafet sizde..!

-Eee...Daha başka?

-Dahası darınız ambarda, ekmeğiniz teknede, peyniriniz tulumda, herşeyiniz yolunda. Ya biz kul taifesi..!?

-N'olmuş ki kullara?

-Daha ne olsun, maşallah sivri dağ gibisiniz, penceremizin önüne dikiliverseniz ışığımız kapanıyor. Azıcık dertlenelim desek, dövüşken horoz gibi gaganız tepemizde...

Biz kullarsa, hele de bu kış kıyamette, kanadı kırık, pinini yitirmiş civcivler gibiyiz; saçak altlarında titreşip duruyoruz. Bakın korkumdan şu sandalyeye bile eğreti oturuyorum. Celalleniverirseniz; çizmeniz popoma erişmeden hemen sıvışayım diye...

                                        *.

 

-Şaka bir yana İsmail dedim, galiba bir derdin var?

-Benim derdimi bi geç, dedi titrek bir sesle.

-Görüyorum ki var bir derdin!

-Emek'ten geliyorum dedi, bir bacı...kocası olacak herif üç çocuğuyla terketmiş... İş yok, aş yok, yakacak yok, ev kira; şu kara kışta çaresiz mi çaresiz. Elimden geleni yaptım ama, o kadar...

Üzüntüsü kişisel değildi.

Bu duyarlılık karşısında boynuna sarılmak geldi içimden. Bir daha takdir ettim.

-Sen haber vermekle görevini yaptın kardeşim; bundan sonrası bizim işimiz. Haydi kalk gidiyoruz!

 İçinde biriken kederin yükünden birazcık kurtulur gibi oldu.

-Hemen şimdi mi?

-Bugünün işini yarına bırakmayalım, haydi yürü!

Arabaya doğru yürüyelim derken buzlaşmış zeminde birden kaydı, ayakları neredeyse havaya kalktı. Aniden tuttum. Yoksa kafa üstüne düşmesi işten değildi. O ara gözüm ayakkabılarına takıldı. Giyile giyile altları delinmiş su alıyorlardı.

-İsmail karda kışta ne bu ayakkabılar?

Suç işlemiş gibi kızardı.

Israrımla bir çift ayakkabı almaya zor ikna ettim.

Garibanların acılarına ve ağıtlarına gizli gözyaşlarıyla katılan bir kalp hassasiyeti vardı. Onların ıstıraplarını paylaşmak, kara yazgılarını bölüşmek, yaralarını sarmak sanki tek işi, tek tesellisiydi.

                                             *

Geçenlerde kendine çok yakışan bir davranışını, Ayhan Aydıner'in köşesinden öğrendim: Yürürken içi dolu bir cüzdan bulur. Sahibini titiz bir araştırmayla arar bulur. Cüzdan sahibi otopark görevlisi Ziya Tepe' dir. İçindeki diğer evraklarla birlikte 485 Tl'yi de bir tamam teslim eder.

                                              *

Bir zaman önce Çalışıcı Hukuk'da ziyaretime gelmişti.

İyice zayıflamış çökmüş gördüm.

-İsmail ne bu hal? dedim.

Dudakları zoraki tebessüm etse de feri kaçmış gözleri ağlıyordu. Rahatsızlığında bile muzipliği elden bırakmayan bir tavırla,

-Çeliğe su vere vere çeliği çürüttük galiba Vali bey! dedi.

Epey sohbet ettik. Sanki oturduğu yerde yorulmuştu. Birkaç kez derin derin iç geçirdi ve,

-Bana izin, dedi.

Hissiyatı sarsılmış, ruhu yaralıydı. Öyle bir veda bakışıyla baktı ki,"Galiba bu son görüşmemiz" diyerek içim bir tuhaf oldu.

24.12 2008 Tarihinde, "Hakkını helal et Kadir Abi" başlığıyla yazdığı ve bizi duygulandırıp ağlatan yazısı yadigar kaldı.

Şimdilerde onu çerçeveletip evin en görünen yerine astım.

Ve rahmet dileklerimle diyorum ki,

"Asıl sen hakkını helal et Katibim..."

Yorumlar (7) / Onay bekleyen (3)

Yorum Ekle

Nazım

13 Ocak 2020 12:28
İyi insanlar hep var ve Allahın izniyle olmaya da devam edecektir. Bu kadar gönlü güzel bir insanı bizlere tanıttığınız için şahsım adına teşekkür ederim.

İbrahim KARABUL

13 Ocak 2020 10:05
Almadan vermek Rahman'a mahsus İlahi bir tasarruf olsa da, bazı nadide kulların tek yanlı alicenaplığına, sıkıntısı boyundan aşmışken bile başkasının derdiyle dertlenebildiğine şahit oluyoruz.Belki böyle insanların dört başı mamur dünyalığı olmuyor yada ara ara yokluğu en dibine kadar yaşayabiliyorlar.Ama ne güzeldir ki paraya pula,mevki makama göre muamele yapan sığ insanların radarına yakalanmıyorlar.Her daim şikayet eden, el açan, ağlak tipler de olmadıkları için en yakınları bile sıkıntılarından bihaber olabiliyor.Gönül kazanıp, gönüllere kazınarak hoş bir sedayla veda ediyorlar.Ruhu şad,mekanı cennet olsun...

Kaput

14 Ocak 2020 11:55
Davut oku, okut

Türk Yılmaz

15 Ocak 2020 09:07
Böyle insanları bizlere tanıttığınız için binlerce teşekkür sayın valim. Yattigi yer nur olsun. Allah rahmet eylesin.

İbrahim KARABUL

14 Ocak 2020 12:03
Davut musun ne karın ağrısısın bilmiyorum ama haddini aşıyorsun.Başta Sayın Valimin şahsı, yazıları ve yapılan yorumlar magazine edilip sulandırılmakla itibarsızlaşacak konumda değiller.Kendi seviyende takıl,her hafta başka bir rumuzla yazarak tatmin olmaya devam et.Sayın editör lütfen hassasiyet gösteriniz ve amacı belirsiz tiplere meydan vermeyiniz,

davut

14 Ocak 2020 00:21
sayın valim anılarınızı okudukça sizi daha çok tanıyor seviyoruz, bu yazınızıda yine göz yaşları içinde okudum siz heybetli, ulu ve yüce bir insansınız, seksenbir vilayet varken eskişehiri şereflendirmenizde bizim için ayrı bir gurur kaynağı. siz, biz, onlar, milli yorumcumuz ibram ve nazım hepimiz sevgi pıtırcıklarıyız.

Sema Isyapar

16 Ocak 2020 00:07
Mekanı cennet olsun birisinin arkasından yaptığı ıyilik ve güzellikler anlatıla biliyorsa ne güzel sizde çok dokunaklı anlatıyorsunuz sayın Valim yüreğinize kaleminize sağlık.