GRUP DÜŞÜNCESİNİN KURBANLARI…

06.08.2016 09:00

GRUP DÜŞÜNCESİNİN KURBANLARI…



Uzmanlığım olmamasına rağmen lisans yıllarımdan beri ilgimi fazlasıyla çeker sosyal psikoloji; bilhassa grup dinamiği, kimliği ve aidiyeti, ve ilgili karar verme sürecinin edilgenliği üzerine yapılan ayakta alkışlanası araştırmaları ile… Bunlardan biri de sosyal psikolog-yani toplum psikoloğu- Irving Janis’in 1972’de literatüre kattığı ‘grup düşüncesi’dir. Peki, nedir bu grup düşüncesi?

Grup düşüncesi; ‘grup baskısı’nın gruba dâhil kişilerdeki zihinsel verimliliği, gerçekliği değerlendirmesi ve ahlaki yargılamayı hatalı yönetmesi; nihayetinde de grubun hatalı kararlar alması durumunda oluşur. Başka bir deyişle; grup içerisinde sorgulama ve eleştiri yapabilme ya da popüler olmayan bir düşünceyi tartışabilme durumunun ‘gruptaki fikir birliği’ tarafından baskılanmasıdır. Dolayısıyla da; grup birliği dediğimiz olgu ‘grup içerisinde karar alma sürecini’ ve de ‘sorun çözme mekanizmalarını’ negatif etkiler…

Tarih boyunca çeşitli gruplar ve takımlar; alternatifleri yok saydıran, rasyonel olmayan hareketlerde bulunmaya meyl ettiren, başka gruba dâhil bireyleri düşmanlaştıran bu ‘grup düşüncesi’nden etkilene-gelmektedir. Grup düşüncesi özellikle üyelerin birbirlerine benzer geçmiş yaşantıları varsa ve grup çevreden izole edilmişse daha sık vuku bulmaktadır. Janis; grup düşüncesinin özellikle şu durumlarda daha olası olduğunu önerir: 1) Güçlü, ikna edici bir grup liderinin varlığı, 2) Grup dayanışmasının yüksek seviyede olması, ve 3) İyi karar verebilmek için dışardan yoğun bir baskı hissetme… Hal bu olunca ve tarih boyunca toplumlarda da sık sık gözlemlenince; aynı psikiyatrik tanılar gibi grup düşüncesinin de bir takım semptomları/belirtileri teorize edilir:

  1. Zarar görmezlik illüzyonu: Grubun üyelerinin asla zarar görmeyeceklerine olan inançlarından dolayı aşırı bir iyimserlik hali ile olağan dışı riskler alabilme durumudur.

  2. Kolektif/Müşterek mantığa bürüme/ mantıklaştırma: Grubun üyelerinin uyarıları, tehlikeleri, ya da alternatif varsayımları yok saymasıdır.

  3. Kendi doğalarında olan ahlaka inanç: Üyelerin kendi sebeplerinin haklılığına 100% inandıklarından dolayı kararlarının başka insanlar için etik ya da ahlaki sonuçlar doğurabileceği gerçeğini yok sayma durumudur.

  4. Gruplarının dışında kalanlar için basmakalıp (stereotypic) görüş: Grup dışında olanların ‘düşman’ olarak algılanması ve bundan dolayı karşı grupla çözüm üretmenin asla etkin olamayacağı inancı.

  5. Karşı görüşteki insanlara direkt baskı: Herhangi karşıt grubun kendince haklı argümanlarını açıklamalılarına ya da ifade etmelerine müsaade etmeme, baskılamaya çalışma, onları aşağılama…

  6. Kendi kendine sansür: Üyelerin grup içerisinde grupla aynı düşünmese ya da grubun kararından şüphe etse bile bunu söylememe durumudur.

  7. Oybirliği illüzyonu: Çoğunlukta olan düşünce ya da kararların herkesin düşüncesi olduğu inancıdır, yani oy çokluğu olduğuna değil oy birliği olduğuna inandıkları durumudur.

  8. Kendi kendine tayin edilmiş ‘akıl bekçileri’: Üyelerin grubu ve liderlerini; grup içerisinde problem olacaklarına inandıkları düşüncelerden ya da kararlardan korudukları durumdur.

Bu bahsedilen semptomlar belirmeye başladığında; grup artık rasyonel kararlar alamamakta ve grup düşüncesinin etkisiyle hareketlerinin sağlıklı ve başarılı sonuçlar doğuracağı ihtimali düşük olsa bile yoğun bir inançla hareket etmektedirler… (kaynak: Janis, I.L. (1972). Victims of groupthink: A psychological study of foreign policy decisions and fiascoes. Boston:  Houghton Mifflin Company)

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle