En somut aptallık göstergesi “kuramı” küçümsemektir

30.07.2019 06:30

En somut aptallık göstergesi “kuramı” küçümsemektir



Beyin, zihin, bellek üzerine yazılmış kitapları ilgiyle izliyorum. Beynin bir zihni modelde kavramları kullanarak, simülasyonlarla yaşamı anlamlandırmasını kanıtlayan araştırmalar yeni ilginç bilgilere erişiyor. Atılan her adımla ilgili bilgilere eriştiğimizde, bu yazının başlığı zihnimizde iyice pekişiyor: En somut aptallık göstergesi kuramı küçümsemektir.

Seksenlere merdiven dayayan ömrümün tümünde tekrar tekrar okuduğum Peter F. Drucker’in makalesi :”İş kuramı”başlıklıdır.

Drucker’ in anlatımına göre iş kuramı üç bölümden oluşur: Birincisi, örgütün iş çevresi, toplum ve onun yapısıyla ilgili varsayımlar, pazar, çalışan, müşteri, teknoloji ve iş süreçleridir. İkincisi, örgütün özgül misyonuyla ilgili varsayımlar . Üçüncüsü de, örgütün misyonunu yerine getirmek için gerekli çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar.

Geçerli iş kuramda, dört bileşenin birbirini bütünlemesini gerektirir: 1) Çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar içinde bulunduğumuz ekosistemin gerçekliklerine uymalı.2)Bütün alanlardaki varsayımlar arasında bir uyum olmalı.3)İş kuramı bütün örgüt tarafından bilinmeli ve anlaşılmalı.4)Geri-bildirim döngüsüyle iş kurum sürekli test edilmeli.

Bu kuramsal çerçeveyi ete kemiğe büründürmenin bir tek yolu var; “analitik yetkinliğe önem verme”.

Ekonomi yönetiminin, sistemin, küresel ölçekte gelişmelerin, jeo-stratejik ve jeo-politik oluşumların iş yaşamına etkilerini hiçbirimiz inkar edemiyiz. İşletme yönetiminin jargonu ile söylersek, “bağımsız değişkenleri” karar sürecinde göz önüne almak gerekir. Karar süreçlerini, öngörme ve önlem almayı, gözetim ve denetim disiplinini asıl etkileyen ise analitik yaklaşımdan uzak, ezberlerin peşinde sürüklenmektir.

Kriz koşullarında kaybeden, ayakta duramayan, kendi eksiklerini kutsal şallarla örterek,başarısızlıklarının bedellerini topluma ödetmeye çalışanlar; işlerini Drucker’ in iş kuramı tanımına uygun yönetip yönetmediklerini kendilerine sorarak yola çıkmalıdır.

Başarısız olanlar kendini içtenlikle sorguladıklarında şu saptamara erişecektir:

1.İşlerini atadan, deden gördüğü gibi yapmaktadırlar, alışkanlıktan analize geçememişlerdir. Toplum baskısı, sosyal itibar, çoluk-çocuk karşısında küçük düşmeme gibi duygu dozlu algılarla bile bile nakit yaratmayan, zararı çığı gibi büyüyen işlerini sürdürmekte ısrar etmişlerdir. Çoğu kez, kendi yalanlarına inanmış, kendini sorgulama yerine suçu yöneticilere, rakiplerine, dış etkenlere ve benzer etkenlere yüklemişlerdir.

2.Düzgün kayıt tutmamış, faaliyet dışı gelirlerin etkilerini hesaplamamış, gidişatı ölçmekten kaçınmış; bir kurtarıcı beklentisinin tuzakları ve bekle-gör anlayışının edilgenliğinde sorunlarını daha da büyütmüşler.

3.Ölçme, veri üretme, bilgiye dönüştürme bilgiden değer üretme çağımızın en önemli girdisi olduğu halde, dışımızda oluşan standart verileri iş yerinde üretmemiş; standart dışı verilerin yarattığı farkındalıkları umursamamışlar. Büyük veriyi ehlileştirme akıllarının ucundan bile geçmemiş.

4.Ehlileştirilmiş veri ve bilgilerden yen bir ürün ve yeni bir metot geliştirmedikleri için yok olma eşiklerine gelmişler.

5.Değer üretip, paydaşlarla bölüşme vizyonuna sahip olmadıkları için istenmeyen sona doğru ilerlemişler.

Bütün bu gelişmeler tutarlı bir iş kuramının önemini kavramamak ve kuramı küçümsemektir.

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle