DEMOKRASİ VE SİYASAL İSLAM

29.08.2018 06:30

DEMOKRASİ VE SİYASAL İSLAM



Son yıllarda Türkiye’nin başına gelenler hem yurtiçinde hem de dışında şu kahredici sorunun yoğun şekilde sorulmasına yol açıyor: “Siyasi İslam’la demokrasi bir arada yaşayabilirler mi?” Demokrasi derken sadece sandığa giderek oy kullanan vatandaşlar topluluğunun olduğu yer anlamına değil tabii ki. Bağımsız yargının olduğu, kuvvetler ayrılığının, yani yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrılmış olduğu, eşitliğin, basın ve ifade özgürlüğünün bulunduğu bir demokrasiden söz ediliyoruz. Evet sorun, bu anlamda demokrasi ile siyasal İslam’ın birlikte kol kola yaşayıp yaşayamayacakları? İsmet İnönü’nün çok partili demokratik sisteme geçme kararını vermesinden sonra 1950 yılından beri seçim yapıyoruz. Demokrasi serüvenimiz onar senelik aralarla düzenli şekilde yapılan darbelerle kesilmiş. 1960, 1971, 1980 gibi. Daha sonrada 2000’li yıllardan sonra siyasal İslam’ın iktidar olma çabasına tanıklık ediyoruz ki, bu da bir çeşit sivil darbe demek zaten. Zaman içinde yargının bağımsızlığını yitirdiği, kuvvetler ayrılığının ortadan kalktığı, gazetecilerin bir kısmının hapislere atıldığı, söz ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı bir demokrasi. Seçim var mı? Elbette var ve bu dönemde demokrasinin tek göstergesi sadece “sandık” olarak beliriyor…

Son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim siyasal İslam ile demokrasi birbirleriyle bağdaşmazlar. Çünkü demokrasinin olmazsa olmazı “laiklik ilkesidir”, o da siyasal İslam’la birlikte anılamaz. Laiklik sözcüğünün kökeni Yunanca bir sözcük olan “Laices”ten gelir. Laikus ise Latince din adamları dışında kalan halk demektir. Secularis yine Latince dünyevi olan, ilahi olmayan anlamına gelir. Hem “Laikus” hem “Sekularis”, din dışı kalanları tanımlar. Laiklik bu tanımların ışığında din ile; devletin, siyasetin, hukukun ve eğitimin birbirinden ayrılmasını işaret eder. Bu dört unsurun sadece birinin bile dinden ayrılamaması, laikliği dolayısı ile de demokrasiyi zedeler. Laikliğin Batıda kabul edilmesi kolay olmamış, 100-150 yıl almış, bu uğurda çok kan dökülmüştür. Bizde 1928 yılında “Türkiye Devletinin dini İslam’dır” ibaresi Anayasadan çıkarılmış, 1937 yılında da laiklik ilkesi Anayasa girmiştir. Ancak tüm Cumhuriyet devrimleri gibi halkımıza armağan edilen bütün bu çağdaş değerlere ne yazık ki sahip çıkılamamış, laiklikte tanımından ve içeriğinden saptırılmış, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gibi soyut bir kavrama indirgenmiş, daha sonra o tanıma da gerek kalmamıştır. Ne yazık ki bedeli ödenmeden varılmak istenen yere hiçbir halk ulaşamıyor…

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle