Biraz Empati..

11.02.2019 06:30

Biraz Empati..



 

Onu kucağıma aldığımda kendi kedilerimin bebekliklerini ve o zamanki boyutlarını çoktan unuttuğumu fark ettim. O öylesine minikti ki Fındık ve Kuki’nin yanında minyatür biblolar gibi kalıyordu.  Ama minicik halinde bile olağanüstü mücadeleci, kavgacı, yaşama dört elle sarılan bir tavrı vardı. Doğduğu gün bu içgüdü ona tabiat ana tarafından verilmişti. Ve bu kedicik bana rastlamakla tüm bu güdülerinin karşılığını fazlasıyla buldu.

Ya öbürleri ve çoğunlukta olanlar?  Daha doğdukları gün annelerine bağlanan yaşam bağları koparılan, dünyayı görecek gözleri açılmadan onlardan koparılan yavrucuklar? Onlara kucak açan, yaşatmaya çalışan güzel insanla telefonla konuşurken işittim sitemli, acılı haykırışlarını. İsyan ediyorlardı yaşama gelişlerine ve onu devam ettirecek  bağlarını koparanlara: Miyav, miyav, miyav . Onlar çok küçüktüler. Karton bir kutunun içindeydiler. Kimler, neden bilinmez sırılsıklam etmişti korunmasız bedenlerini. Zaten açtılar, anne sevgi, şefkat ve himayesinden çok uzaktılar. Tek savunma araçları olan sesleriyle küçücük bedenlerinden beklenmeyen bir güçle miyavladılar . Etraftakilerin, nasılsa vicdanlarını sızlattılar. Göztepe Mahallesinde ufak bir bahçe içindeki evde yaşayan ailenin, yufka yürekli kadıncağızına duyurdular seslerini. Alıp onları evine sabaha kadar kaşık kaşık süt akıttı ağızlarına. Ama bir kere yaşamla aralarındaki şeffaf, parlak kurdele kesilmişti. Daha fazla dayanamadılar, önceleri üçtüler, ikiye düştüler, sonra da hep birden gidiverdiler.  Zaten hiç yaşamamışlardı ki.

Onlar, o kedicikler, çoğu zaman yanlarından hiç fark etmeden geçtiğimiz, ‘pisst’ deyip kovup itelediğimiz, bazılarımızın tüyünden sakındığımız, evimizden kovaladığımız, yolumuza çıktığında arabamızın süratini kesmediğimiz, ezip geçtiğimiz…

Bir dinleyebilsek kalp atışlarını; tık, tık, tık… Öylesine güçlü çarpmakta ki. Bir duyabilsek ince, mağrur ama sevgi ve şefkat talep eden miyavlamalarını..Görebilsek Yaradan’ın onları ne denli özenerek yarattığını..Gözlerinin sürmelerini, damaklarındaki peygamber mührünü., burunlarının nemini bana mısın diyen ressamların çizemeyeceği desenli tüylerinin yumuşaklığını..

Bir keşfedebilsek, ah bir duyumsayabilsek. Hani, Yıldız Kenter’in bir filmindeki beyaz kediciğin sahibesinin ölümünden sonraki çaresizliğini, yalnızlığını taa içimizde hissedebilsek!

Ben inanıyorum ki insanlık tüm bu duyarlılığın bilincinde olabilse, farkına varabilse her şey çok daha başka olacak. Gelişmiş ülkeler tıka basa doyarken, Afrika’da çocuklar açlıktan ölmeyecek. Doğa katliamları son bulacak, rant amaçlı ağaç kıyımları, kıyı talanları bitecek.

Daha neler olacak, neler?

  Tekir kedicikler,  türlü cinsten köpecikler hep ama hep mutlu doğacak, mutlu yaşayacaklar. Kuşların göç yollarına hava limanları yapılmayacak, caretta carettaların yaşam alanlarına turistik(!) çirkin yapılar kondurulmayacak. Göl kuşlarının yuvaları sazları kurutmak bahanesiyle yakılmayacak. ‘Bu gün hırladı, yarın havlayacak’ diye “köpekleri gelin, alın” diye akıl almaz telefon mesajları bırakılmayacak oraya, buraya. Seçim yatırımı olur telaşıyla o hayvanların canına kast edilmeyecek belediye yönetimlerince.

  Bir hissedebilseler onları. Ah, bir yürekten duyabilseler  seslerini. Onlar gibi bir öğrenebilseler sevmeyi.. Ödünsüz, karşılıksız, çıkar hesapsız..

 

Yorumlar (1) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

sedat

12 Şubat 2019 08:10
zariat suresi 19.ayet.....Ece hnm kalpten sevgiler....