''BİR HİLAL UĞRUNA...''

18.03.2019 06:30

 ''BİR HİLAL UĞRUNA...''



                            

     Bugün 18 mart...

     Çanakkale'de ''BİR HİLAL UĞRUNA'' batan güneşler...Hepinize  rahmet olsun. Emanetiniz olan bu aziz vatan kıyamete payidar olsun...İnşallah!

      İşte onlardan  biri de, 977 no'lu Kütük/Künye Defteri'nde kayıtlı DEDEM idi...

                                T.C.  MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI

               

Vilayeti   :  Afyonkarahisar

Köyü       :  İsmail

Lakabı    :  Dadakoğulları

Adı          :  İsmail

Baba adı:  Mahmut

D.Tarihi :  1296                              

                                            *

 

      27 nisan 1330 sabahı... İsmail Köyü'nün şehre çıkış noktası Aşağı Harman, ana-baba günü...

      Dedem dahil tüm redifler Çanakkale' cephesine sevk için toplanmışlar. Birazdan, aynı silah kardeşliğinin güneş ve toprak kokan, helallerden en helal üniformalarını giymek için yola çıkacaklar.

     Kiminin yüreğinde bir eş, bir ana,çocuklar... kimininkinde bir sevda,bir yavuklu,bir sevgili...Yüreklerinin üstüne gelmiş ceplerinde, çıkarılmış suretlerinden bir hatıra, efkarlı bir iç çekişle, onları Allah'a emanet edip cephelere gidecekler... TARİH YAPMAYA!

     İstasyonda bekleyen  kara trenin durmaksızın öten acı düdüğü ta köye gelip yüreklere saplanıyor. Analar, babalar, çocuklar, kızlar, gelinler...bütün ahali orada. Sesli-sessiz ağlayanlar, hıçkıranlar, kucaklaşanlar...

      Bilhassa kadınlar... yorgun, kanadı kırık kuşlar... Yüzlerinde hasretin soluk rengi... sevdaları, düşleri çalınmış erkenden.

       Dedem de, geride bıraktığı en büyüğü 12 yaşındaki  dört çocuğunu son kez kucaklıyor, öpüyor,kokluyor. Elalemin ortasında ninemi kucaklayamadığı için, yalnızca yaşlı gözlerle kucaklaşıp vedalaşıyorlar. Dualarla, tekbirlerle, köyün son hududundan Çanakkale'ye uğurlanıyorlar.

 Ve gidiş... o gidiş...

                                                  *

      Tuncu Dede... Çanakkale'den sağ dönebilen tek gazi. Boz bereli,koç burunlu ,bozkır çehreli bir ihtiyardı... Bir keresinde,çocuk merakıyla dedemi sordum. Mağrur bir şahin edasıyla çakmak çakmak baktı yüzüme. Bir damla tebessüm düştü siyah nemli gözlerine. Başımı kendine çekip tütün kokan ılık nefesiyle alnımı, yüzümü öptü.  

    -Yavrum, dedi, deden benim arkadaşımdı. Birlikte gittik Çanakkale'ye. İkimizi de 30. Alay 10. Fırkaya verdiler. Zığındere denilen yerde olan muharebeleri hiçbir kitap yazamaz. İngiliz gavuru  sürü sürü geliyor, topları yerin altını üstüne getiriyor, mitralyözleri arpa biçer gibi biçiyordu. Üç günde dört bin şehit verdik. Ben kurşunla, deden şarapnelle yaralandı. Hastanede bir süre tedaviden sonra ikimize de tebdili hava verdiler. Birlikte dönecektik köye. O nedense caydı; arkadaşlarını bırakmak istemedi herhal. Ben döndüm...

     Yutkundu. Bayrağın alı gelip oturmuştu yüzüne. Hatları kalınlaşmış  çehresinde,sanki döndüğüne pişmanmış gibi mahcup-utangaç bir ifade belirdi.Titrek nefesiyle sürdürdü konuşmasını.

    - Sonradan biraz iyileşip cepheye döndüğünü duyduk dedenin.Ve bir daha...

     Gerisini getiremedi. Kirli mendiliyle gözyaşlarını silerek, tek kanadı koltuk değneğine asılı, yürüdü gitti...

                 

                                               *

      Satı Ninem...

     Hemen her akaşam, mecalsiz, tükenmiş ve özünden bezmiş olarak gelir, koca kapının önündeki o eski mindere çöküverirdi. Yorgun gözleri hep ufuk ötelerindeydi.Yıkık bir yürekle, adı olmayan bir susuşla susardı hep. Yarım kalmış bir rüyasını arar gibi, batmakta olan  akaşam güneşinin son ışıklarına takılı kalırdı uzun süre kırpışık gözleri. Hem de beklediğinin gelmeyeceğini, gelemeyeceğini bile bile...            

       Çoğu zaman yaptığı gibi, o akşam da minderine oturur oturmaz, el edip beni yanına çağırdı ninem.Kucağına çekip sıkı sıkı bağrına bastı. Yüzünü saçlarıma gömdü, gözyaşlarıyla yanaklarımı ıslata ıslata,'' İsmail'imin kokusu var sende sarı guzum, dedenin kokusu, ya... ya...'' dedi titreyen sesiyle; uzun uzun öptü, kokladı. Yürek yakan ağıtlarından biri yine dilinde, sesi dipsiz kuyularda bir Yusuf çığlığıydı...

                   Bir günüm doğar da bir günüm batmaz

                   Issız haneylerde bir gelin yatmaz

                   İsmail'im yerini kimseler tutmaz

                   Koçyiğidim seni vurdular m'ola

                   Kefensiz gabire koydular m'ola

                

                   Topların dumanı ağmış havaya

                   Gözlerim İsmail'im dönmez yuvaya

                   Goltuğuna girmiş çifte sıhhıya

                   İsmail'im seni vurdular m'ola

                   Kefensiz mezara koydular m'ola

    Sesi de nefesi de gittikçe zayıfladı; soluğunun sıcaklığı da yavaştan kesildi. Uyuyakalmış mıydı ne,başı başıma yaslı öylece kaldı bir süre. Kıpraşmadan epey bir bırakmasını bekledim, bırakmadı. Beni kucaklayan ellerinden çocuk mızmızlığıyla kurtulmaya çalıştım, kurtulamadım. Tam bu sıra anam gözüktü sokağın öte ucundan. Bir gurup kadınla çapadan dönüyorlardı.Yaklaşınca:

     -Ana dedim, nenem uyudu galiba, beni bırakmıyor.

     Anam beni kollarından alıp hafiften sarsınca  başı yana düşüverdi ninemin. Kadınların hepsi birden telaşlandılar.İçlerinden birisi:

    -Satı nine ölmüş Mekkehan aba, içeri taşıyalım, dedi anama.

     Bir ağlaşma,bir çığrış arasında ninemi eve taşıdılar.

     Bense şaşkın, donakalmıştım. Küçük yüreğime ölümü ve ölümün ninemi sobelemesini bir türlü sığdıramıyordum. Anama koştum, şalvarına yapıştım.

  -Nineme ne oldu ana...nineme ne oldu? Diye tepinmeye başladım.

      Anam, ıslak gözlerini yaşmağının ucuna sildi. Çenemi avuçlarını arasına alarak:

     -Ağlama yavrum,dedi, sakın ağlama...O, dedeni çok bekledi, çoook...Gelmeyince  ninen  O'na gitti....Onlar kavuştular sarı guzum...Onlar kavuştular!




Yorumlar (9) / Onay bekleyen (2)

Yorum Ekle

Hikmet Ulu

18 Mart 2019 13:11
Çanakkale Destanı..Onlar gözlerini kırpmadan bu vatan için toprağa girdikleri için bizler bu topraklarda “Vatanım diye”yaşayabiliyoruz.Çok duygulandım Teşekkür ederiz bize aktardığınız için. Hepsinin ruhları şad olsun.

Niyazi Tunca

18 Mart 2019 11:54
Vatanın bir karış toprağını düşmana vermemek için kaybolan yüzbinlerin ruhu şad olsun. Kolay korumadık, acımadan savunuruz.

Fanatik vali Baba

18 Mart 2019 09:49
Çanakkale geçilmez. Allah böyle acıları bir daha yaşatmasın.

kutlu Dilek

18 Mart 2019 16:18
ya vali baba yiğitiğini bilirdik te bir Çanakkale şehidinin torunu olduğunu bilmezdik.şehit dedenin ve eşi ninenin hikayesi yüreğimizi dağladı.Kaleminize ve yüreğinize sağlık. sanki yaşadıklarınızı yaşadım okuyunca göz yaşlarıma hakim olamayarak.her bir şehidimizin ayrı bir destansı hikayesi var..Bu şehadetlerin anlamını iyi kavramak ve hatıralarına layık olmak gerek. allah gani gani rahmet eylesin cümlesine. bu millete de şehitlerinin emanetine sahiden sahip çıkan ferasat nasip eylesin. saygılar

Necla

20 Mart 2019 12:55
Harika bir yazı çok duygulandım ve ağladım eline yüreğine sağlık ancak yaşanmış bir öykü bu kadar güzel anlatılabilir

Selma poyraz

20 Mart 2019 09:21
Mükemmel bir yazı duygulanmamak elde değil sayın valim elinize kaleminize sağlık

İbrahim KARABUL

20 Mart 2019 08:24
Çanakkale'de gencecik toprağa düşen İsmail dede ve arkadaşları,İnşallah, hilal uğruna güneşi solmuş son filizler olurlar.Allah,necip milletimizi,Çanakkale gibi yeni destanlar yazmak zorunda bırakmasın İnşallah.Amin.

Mehmet

18 Mart 2019 13:32
Vali Baba siz bir Çanakkale Şehidinin torunusunuz, İsmail Dedenin vatansever torunu olmak ta ancak sizin şanınıza yakışırdı zaten.

Zeynep Karasoy

21 Mart 2019 14:06
Kaleminize sağlık. Yazılarınızı zevkle okuyoruz. Başta Mustafa Kemal Atatürk ve bu vatan için kendini feda eden tüm şehitlerimizin yattığı yer nur, mekanları cennet olsun. Ne mutlu Türk'üm diyene...