Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır Eskişehir’e Geliyor

04.01.2016 09:24

Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır Eskişehir’e Geliyor



Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır,  7 Ocak 2016 Perşembe günü saat 13.00’da Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde  (Kurtuluş Mah. Cumhuriyet Bulvarı) Türkiye’nin AB’ye Üyelik Süreci” konulu sivil toplumla diyalog toplantısı gerçekleştirmek üzere şehrimize gelecektir.

Toplantıda önümüzdeki dönemde üyelik müzakere sürecimizde gerçekleştirilecek çalışmalara sivil toplum kuruluşlarının daha etkin katılım sağlaması için görüş alışverişinde bulunulacak, Erasmus Programı ile Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz kapsamında diğer fon imkanları hakkında katılımcılara bilgi sunulacaktır.

Türkiye, 31 Temmuz 1959 yılında o zamanki ismiyle Avrupa Ekonomik Topluluğuna “ortak üyelik,” 14 Nisan 1987 tarihinde de Ankara Anlaşması’ndan bağımsız olarak ve bu Anlaşma’da öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden bir Avrupalı devlet olarak “tam üyelik” başvurusunda bulunmuştur.

14 Nisan’da yapılan başvurunun ardından Alman Delegasyonunun Brüksel’de takındığı olumsuz tutum, Başbakan Turgut Özal’ın Almanya Başbakanı Helmut Kohl’e yazdığı bir mektup ile kırılabilmiştir. 27 Nisan 1987’de Lüksemburg’ta Dışişleri Bakanları düzeyinde toplanan Konsey, Yunanistan’ın usule ilişkin bir itirazı dışında, Roma Anlaşması’na uygun olarak oybirliği ile başvurunun incelenmek üzere Komisyon’a gönderilmesini kararlaştırmıştır.

Komisyon, 18 Aralık 1989 tarihinde Türkiye’nin başvurusundan 2 yıl 8 ay sonra Görüş Raporu’nu açıklamıştır. Rapor, 10 sayfalık bir “ana metin” (Görüş Bölümü) ile buna ekli 125 sayfalık bir teknik rapordan (Türkiye Ekonomisinin Yapısı ve Gelişimi Hakkında Rapor) oluşmuştur. Rapor, Türkiye’yi kırmayacak şekilde dikkatli ifadelerle de olsa üyelik başvurusunu erken bulup reddedilmesini önermiştir.

Komisyon’un olumsuz görüşü, 5 Şubat 1990 tarihinde Konsey tarafından da benimsenince (Yunanistan’ın üyeliğinde Komisyon’un olumlu olmayan görüşü, Konsey’de değiştirilerek görüşmeler başlatılmıştır), Türkiye’nin üyelik başvurusunun değerlendirilmesi 1992’den sonraya kalmıştır.

Türkiye’nin 1987 yılındaki Avrupa Topluluklarına üyelik başvurusu, 28 yıllık (1959-1987) Türkiye-AB ilişkilerinde bir kilometre taşıdır.  Başvurudan sonra Türkiye, merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın 1987 ylındaki üyelik başvurusu sırasında söylediği Bu uzun ve meşakkatli bir yoldur. Bizi caydırmak için çok şey yapacaklar. Ama yılmamalıyız” sözüne sadık kalarak üzerine düşenleri büyük ölçüde yerine getirmiştir.

Bu uzun ve meşakkatli yolda 17’nci başlık olan Ekonomik ve Parasal Politika’nın 14 Aralık 2015 tarihinde Hükümetlerarası Konferansta müzakereye açılmış olması olumlu bir gelişmedir. Böylece AB üyelik sürecinde açılan başlık sayısı 15’e çıkmıştır ama yeterli değildir. Müzakere sürecinde AB Konseyi kararı ile bloke edilen 8 başlık ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek taraflı olarak bloke ettiği 6 başlığın da açılması gereklidir.

29 Kasım 2015 tarihinde yapılan Türkiye-AB Zirvesi’nde üye devletlerin verdikleri sözleri yerine getirmeleri durumunda, buzdolabına girmiş ilişkiler canlanabilir ve “muhtemelen” 2023 yılından sonra Türkiye Cumhuriyeti AB ülkeleri ile onlarla aynı ve eşit haklara sahip olarak Birlik içinde yer alabilir.  

Türkiye 35 başlığın müzakere sürecini tamamlasa da  AB üyeliği garanti değildir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,  Fransa ve Almanya Türkiye’nin üyeliğini veto edebilir. Ayrıca Avrupa Parlamentosu da Türkiye’nin üyeliğine onay vermeyebilir. Çünkü Parlamento’nun Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesine ilişkin 5 kararı vardır.

Türkiye için zaman zaman “Batıya giden gemide Doğuya koşan ülke” benzetmesi  yapılmıştır ama bunun doğru olmadığı Türkiye’nin üye olduğu  Avrupalı ekonomik, askeri ve siyasi kuruluşlar tarafından ispatlanmıştır.

Başbakan Davutoğlu’nun "Ekim ayında vize muafiyetine tam geçişi sağlamamız lazım. Önümüzde çok net bir takvim var" mesajına önem vermek gerekir. Çünkü, vizesiz seyahat için Türkiye’nin bu sürede önemli düzenlemeler yapması gerekmektedir. Bunlar yapılmadan AB’ye vizesiz seyahat mümkün değildir.

AB’nin Türkiye’den göçün kontrol altına alınmasına yönelik beklentileri karşılığında vize serbestisi için Ekim 2016’nın hedeflenmesi olumlu bir gelişmedir. Bu vesileyle ilişkilerde yeni bir başlangıç yapılması da sevindiricidir.

Mülteci krizi sebebiyle ilişkilerin canlandırılması için ortaya çıkan bu fırsatın iyi değerlendirilmesi gerekir. Bunun için Türkiye’nin “demokrasi ve özgürlükler” alanındaki reformlara devam etmesi çok önemlidir. Bunun yanında, mülteci krizinin çözümü için Suriye’deki savaşın tüm tarafların katılımı ile biran önce bitirilmesi şarttır. Ayrıca AB haklı iltica taleplerini reddetmemelidir.

AB’nin temel şartı olan Geri Kabul Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle Türkiye’den AB’ye geçen düzensiz göçmenlerin iadesi söz konusu olacaktır. Anlaşma’nın uygulanabilmesi için gerekli hukuki, fiziksel ve idari altyapı henüz oluşturulmamıştır. Bu altyapı olmadan Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesi mümkün değildir.

Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanmasıyla başlamış olan vize serbestliği sürecinin vizelerin kaldırılmasıyla sonuçlanması için Türkiye’nin yerine getirmesi gereken 72 kriteri, bir dönem Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunduğum İktisadi Kalkınma Vakfı belirlemiştir. Bu kriterlerden en önemlisi, yasa dışı göçün kaynaklandığı ülkeler ile geri kabul anlaşmaları imzalanmasıdır. Bugünkü şartlarda Suriye ile geri kabul Anlaşması imzalanması mümkün değildir.

İKV’nin belirlediği diğer 72 şartın 2016 yılı içinde gerçekleşmesi için bir gün 24 saat ise, en azından bir güne birkaç 24 saat daha eklemek gerekecektir. Bu da fiilen mümkün olamayacağına göre 2016 da vizesiz AB’ye yolculuk edeceğim diyenlerin bir süre daha beklemeleri kaçınılmazdır. AB’nin mülteci krizi sonucunda Türkiye ’siz sorunun çözümünün mümkün olmadığını anlaması sonucunda ilişkilerde “suni” bir canlanma olmuştur.

AB Genel İşler ve Dışişleri Konseyi’nin 11 Aralık 2006 tarihinde almış olduğu karar uyarınca 8, GKRY’nin tek taraflı olarak bloke ettiği 6, Fransa’nın vetosu bulunan toplamda 17 başlığın açılması konusundaki rezerv devam etmektedir. Hiçbir başlığın geçici de olsa kapatılması mümkün değildir.

Türkiye’nin AB’ye tam üye olması için mutlaka siyasi kriterleri yerine getirmesi, Kopenhag kriterlerine ve AB değerlerine uyum sağlaması gereklidir. Basın ve ifade özgürlüğüne aykırılıklar ile gazetecilerin tutuklanması gibi uygulamalar, AB adaylığı hedefi ile çelişmektedir.

Tüm bu uygulamalar Avrupa değerlerinde uzaklaşma anlamına gelmektedir ve son Türkiye İlerleme Raporu’nda da yer almıştır. Hukukun üstünlüğü alanında 23 ve 24 No’lu başlıkların açılması için açılış kriterlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Açılış kriterleri Türkiye’ye bu alanda gerçekleştirmesi gereken reformlar için bir yol haritası oluşturacaktır.

Rapor’da; siyasi kriterler bölümü içinde hukukun üstünlüğü, yargı sistemi, yolsuzlukla mücadele, organize suçlarla mücadele, ifade özgürlüğü gibi alt başlıklarda Türkiye’ye eleştiriler getirilmiştir. 3 alanda da AB kriterlerine uyum sürecinde gerilemeden söz edilmektedir. Bunlar; medya ve internet özgürlüğü de dahil olmak üzere ifade özgürlüğü, toplanma ve gösteri özgürlüğü ve kamu alımları mevzuatıdır. Bu gerilemeler ilerlemeye dönüşmediği sürece vizeler kalkacak demek doğru olmaz. Bu 3 alanda ilerleme olmadan AB ile ilişkilerin gelişmesi mümkün değildir.

Yeni hükümet bu konularda yeni reform paketlerini geçmişte olduğu gibi mutlaka gündemine almalıdır. Ama bir gerçeği de unutmamak gerekir. AB Türkiye’ye Bobon kriterleri (Bo: Bizden Olanlar, Bon: Bizden Olmayanlar) uyguladığı sürece Türkiye - AB ilişkilerinde gerçek anlamda bir düzelme olmaz. Eğer olsaydı, Türkiye 1959 yılından bu yana AB kapısında bekletilmezdi.

Yorumlar (13) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

Emre ŞARLI

23 Mart 2016 21:10
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olması demek, Avrupa Birliği'nin koyduğu 72 şartı Türkiye'nin uygulaması demektir. Bunun için de Türkiye'nin siyasi ölçütlerini yerine getirmesi gerekir. Yurt dışına olan göçü kontrol altında tutup kaçak olarak giden göçmenleri iade almalıdır. Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi belli aralıklarla izleyebilmesi için Türkiye'de gerekli basın ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması gerekir.

Kürşad DUVARCI (Y.L.)

04 Ocak 2016 13:22
Makaleniz de muhtemelen 2023 yılından sonra Türkiye nin, AB ülkeleri ile onlarla aynı ve eşit haklara sahip olarak birleşik için de yer alabilir öngörünüz benim için biraz hayal kırıklığına neden olmuştur, nedeni ise İç politikaya yönelik algı yönetimi konusunda ki mahirliğini AB. üyeliği konusunda devam ettiren bu yönetim 'Vizesiz Avrupa Seyahati , Mülteciler için 3 Milyar euroluk yardım taahhüdü ve AB'ye katılım sürecini ' bir dış politika zaferi olarak lanse etmesi beni hiç şaşırtmadı çünkü daha önce miting meydanlarında, televizyon programlarında , gazete manşetlerin de '' bizden önceki yönetimler IMF'den borç alırken bizim hükumetimiz artık IMF' ye borç verir duruma geldi' deyip halkın gözünün içine baka baka gerçek ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, 2010 yılında bütün üyelerin almış olduğu ‘bir sermaye artırımı’ diyebileceğimiz bir kararı ve halen fiiliyata geçmemesine rağmen Zafer kazanmış bir komutan edasıyla bunu kitlelerle paylaşırken acaba bu milyonlarca kişi arasından kaç kişi gerçeğin aslında öyle değil de böyle olduğunu anlattı, bundan dolayı bu yazınızda bize vermiş olduğunuz bilgiler sayesinde işin gerçek yüzünü öğrenmiş bulunuyor ve vermiş olduğunuz bu ve benzeri bilgilerin devamını bekliyorum.

Huzeyfe KARABAY

21 Ocak 2016 02:29
Türkiye, her ne kadar AB değerlerine ve Kopenhag kriterlerine uyum sağlamış olsa da Avrupa Birliğine üye devletler tarafından "Bobon kriterleri" uygulanacak ve Türkiye bu durumla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Müslüman bir ülke olarak Türkiye, Avrupa'da endişe oluşturacaktır.

Bayram DAYAN

10 Ocak 2016 15:45
Yarim yuzyildir AB kapilarinda oyalanip durmaktayiz sahsi gorusum gircegimize inanmama kanatindeyim.Suleyman Demirel AB surecinden vazgecilmemesi surec icin cabalara devam edilmesi gerektigini savunmustur. Enson yapilan kamuoyu anketinde vatandaslarin AB ye girisinin artik olmayacagini solemistir. Vize uygulamasinin kalkmasi guzel olur ama pek inandirici bulmuyorum .

ŞENOL URYAN PAZAR YÜKSEK LİSANS

04 Ocak 2016 17:18
AB kapısında beklemeye devam edeceğiz görünen o ,Şu görüşmelerinin tek sebebi mülteci krizin çözümünde Türkiye'nin olması gerektiğini düşünmeleridir.Olmazsa olmaz diye belirledikleri kriterleri çiğnemeleri su sebebdendir. Bobon kriterleri olduğu gibi geçerliliğini korumaktadır.

Burak Gazcıoğlu

19 Ocak 2016 08:46
AB İlişkileri ve Avrupa Birliğine girme süreci her ne kadar ilk başladığı heyecanla sürmesede bazı noktalarda ilerleme kaydedilmiştir. Ancak şuan ki tutum gösteriyor ki zannettiğimizden daha uzun bir süre zarfı bizi bekliyor. Avrupa Birliğinin temel kriterleri olan hukukun üstünlüğü, yargı sistemi, yolsuzlukla mücadele, organize suçlarla mücadele, ifade özgürlüğü gibi başlıklar Türkiye'nin kanayan yarasıdır. İçinde bulunduğumuz son dönemlerde bu açıkça görülüyor.

Abdullah Emre YILDIRIM

16 Ocak 2016 22:56
Türkiyenin AB ye girmesi refah seviyesinin yukselmesi ve bireysel ve toplumsal ozgurluklerin artmasi hukukun ustunlugunun benimsenmesi gibi olgular icin onemli noktalardir. Sayet AB ye girmesek giremesek bile kendimiz icin bunlar yapmamiz gereken seylerdir.

Hülya Çerkezoğlu Y.L

10 Ocak 2016 19:10
Hocam öncelikle Avrupa Birliği Bakanımız Sayın Volkan Bozkır'ın AB ye üyelik süreci ile ilgili diyaloglar gerçekleştirmesi ve STK ların etkin katılım sağlaması üyelik süreci kapsamında bizlerin de ümidini bir nebze arttırmaktîr.57 senedir bizi üyeliğe kabul etmeyen avrupa ülkeleri eğer ki mülteci sorunun çözümü ile kabul edecekse durumumuz traji komik bir hal olacaktır :) Merhum Turgut Özal'ın tamda üzerine bastığı konu buydu. İtiraz sebepleri hiç bitmeyecek gibi. Sizin yazılarınızla süreçten haberdar olmak bizleri mutlu ediyor. ( eşimle birlikte takip ediyoruz) sonuç olarak geri kabul anlaşmasına Türkiye henüz hiç hazır değil bu da gösteriyor ki katetmemiz gereken çok yol var özgürlükler gibi...

Yusuf KAYA

08 Ocak 2016 20:10
Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut ÖZAL'ın avurupa birliği sürecini tanımlamasına herzaman hayran kalmışımdır sebebi avrupa birliğini gerçekten tanımış olmasıdır.Fakat benimde avrupa birliği hakkındaki görüşüm merhum Necmettin ERBAKAN'ın görüşü ile aynıdır.

MURAT KIRCAN

06 Ocak 2016 12:01
AB SÜRECİ ÇOK UZUN VE MEŞAKKATLİ BİR YOL BİZ AB STANDARTLARI YAKALAYALIM (DEMORKASI, İNSAN HAKLARI , ŞEFFAF YÖNETİM ) BİZİM GİRMEMİZ ÇOK ÖNEMLİ DEĞİL DÜNYADA EKONOMİDE 10 GİRME HEDEFİMİZ OLSUN ÜLKEMİZİN BULUNDUĞU COGRAFYA İLE AB BİZİ İLERKİ DÖNEMLERDE BİZE MUHTAÇ OLACAKLAR

NURİ YILMAZ ( Y.L. PAZAR)

05 Ocak 2016 23:33
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ÖZELLİKLE SON YILLARDA BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ, İNSAN HAKLARI VE TOPLANMA GÖSTERİŞ DÜZENLEME KONULARINDA DEMOKRATİK ÜLKELERDEN BEKLENEN UYGULAMALAR YAPMAMAKTADIR. TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ̇ ÖZELLİKLE KENDİSİNE MUHALİF MEDYA, İŞ ADAMI, STK LARI SUSTURUP HUKUK KURALLARINI ÇİĞNEMEKTEDİR. BU YAPILAN UYGULAMALAR AB İLERLE RAPORLARINA YANSIMAKTADIR. TÜRKİYE CUMHURİYETİNDEN BEKLENEN DEMOKRATİK KURALLAR ÇERÇEVESİNDE ÜLKENİN GELİŞMESİNİ SAĞLAYIP AB YOLUNDA ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMAKTIR. AB NİNDE BOBON KRİTERİ HİÇBİR ZAMAN UNUTULMAMALIDIR

Mustafa Çarkçı (özal üni)

05 Ocak 2016 09:52
Sizlere güzel yazınızdan ötürü teşekkür ediyorum. Şahsım adına söylemek istediğim şey ülkemizin ab sürecinde tutumu benim tarafımdan hem nalına hem mıhına ata sözünü aklıma getiriyor. Ab den vazgeçemiyoruz , shangay hevesimiz bitmiyor, ortadoğuya bulaşmadan edemiyoruz, afrikaya karışmak istiyoruz. Ben sonuç olarak ülkemizin rotası eğer avrupa ise başka şeylerle uğraşmadan sonuç odaklı hareket edilmesi taraftarıyım. Araç kullanırken dikkatli olmak lazım etraftan haberdar olmak lazım ama bu demek değilki sürekli aynalara bakarak önümüzü görmeden araç sürebiliriz...

sevde turhan (pazar Y.L)

05 Ocak 2016 00:36
Resmi anlamda 1959'da çıktığımız Avrupa Birliği'nin bir parçası olma yolculuğu o günden bugüne hükümetlerin hep gündeminde olmuş; yaşanan yurt içi olumsuz her gelişmenin bu yolculuğa ket vuracağı düşünülerek endişeler dile getirilmiş; hatta Avrupa "Demokles'in kılıcı" gibi her daim gözetim aracı yada hizaya getirmeye çalışan bir cetvel gibi durmuş yada öyle olduğu iç politikada kullanılmış.."Avrupa Biriği üyeliği çalışmaları sekteye uğramamalı; bu, ülke insanımızın hayat, ekonomi, demokrasi ve özgürlük standartları için son derece önemli" denmiş. Bir dönem de "biz Avrupa Birliği'ne muhtaç değiliz, Kopenhag Kriterlerini Ankara Kriteri yapar yolumuza devam ederiz," şeklindeki ifadeler halkımızda demokrasi, özgürlük adına büyük umutlar yeşertmişsse de bugün geldiğimiz nokta sanki siyah-beyazlı filmlerin çekildiği yıllar ve biz sanki bir kısırdöngüye girdik ve bir türlü bunu aşamıyoruz. Bu kez bu döngüye başka parametreler de katılmış görünüyor. Gezi hadiseleri patladığında Almanya Başbakanı Merkel, müzakerelere açılmasına çoktan karar verilmiş 22. Faslı "ciddi insan hakları ihlallerini" zikrederek erteletmişti. Şu anki Türkiye Gezi'nin çok geride olmasına rağmen Merkel ülkede adeta demokrasinin boğazlanmasına herhangi bir olumsuz eleştiride bulunmamasıyla birlikte mültecilerin geri alınması karşığılığında yardım teklifi yapılmasını destekliyor. Mültecilerin ülkeye alınması Almanya'da seçim sonuçlarını etkileyecek olması Merkel' i geleceği konusunda endişelendiriyor olmalı. "Birkaç gün önce Financial Times, AB Komisyonu Başkanı ve eski Lüksemburg Başbakanı Jean Claude Juncker'in Erdoğan tarafından aşağılandığını yazdı. Mülteci pazarlığının kızıştığı bir anda Erdoğan, Juncker'e, “Türkiye'nin bir ili büyüklüğündeki Lüksemburg'un eski başbakanı” diye seslenmiş. Bu Juncker, bütün eski Komünist Doğu Avrupa ülkeleri 1997'de aday ilan edilirken, Türkiye'nin adaylığına en şiddetli itiraz eden birkaç Avrupalı liderden biriydi. İtirazının sebebi Türkiye'nin feci insan hakları siciliydi. Aynı Juncker, mülteciler pazarlığı sürerken geçen ay Avrupa Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'yi insan hakları üzerinden “o kadar da sıkıştırmayalım, bir işe yaramıyor, işimizi yürütemiyoruz” gibi laflar etti. İlerleme Raporu'nu Erdoğan'ın istediği gibi seçimler sonrasına erteledi ve son derece sert yargı bağımsızlığı kısmını yumuşattı. Bunlar Türkiye'yi hızlıca AB üyesi yapmak için değil, Türkiye'yi mülteciler için tampon olmaya ikna etmek için. AB özünde “Zaten üye olamayacaksın. Gel mülteci bekçiliğini kabul et. Cebine de birkaç kuruş koyalım” diyor. (Selçuk Gültaşlı, 23 Ķasım 2015 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki Köşe yazısından) Benim anladığım şu; -karamsar bir bakış açısıyla- yaşadığımız yılların bozucu, çözücü özelliği zaten sizin deyiminizle "BOBON" seviyesinde olan ilişkileri yeni bir "level"a taşıdı. Avrupa Birliği, kendisinin üzerinde yükseldiği ilke ve nitelikleri yıkıyor, onlara ihanet ediyor. Bu yüzyılda yaşayıp bunlara tanık olmaksa insan olarak canımızı yakıyor.. Kıdemli İngiliz meslektaşım “AB her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyor. Öncelikle Türkiye'nin üye olamayacağını, Erdoğan'ın da üyelik gibi bir derdi olmadığının farkında. Herkes ‘business' peşinde” diyor."(Selçuk Gültaşlı, 23 Kasım 2015 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki Köşe yazısı) .

istanbul escort

depolama şehirler arası nakliyat

evden eve nakliyat çeviri şehirler arası nakliyat ofis taşıma uluslararası evden eve nakliyat istanbul eşya depolama