“Anlaşılmayan yazı” kimin ayıbı?

10.07.2018 06:00

“Anlaşılmayan yazı” kimin ayıbı?



Arkadaşım Orta Karadeniz Bölgesi’nde ticaret gelenekleri olan kadim bir kasabanın çocuğuydu.İstanbul’da Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, avukatlık stajını tamamlamıştı, ama baba mesleği olan ticaretle uğraşmayı yeğlemişti.

İş yaşamında başarılı da oldu. Sektörünün önde gelen işyerlerinden birinin sahibiydi. Hukuk bitirmiş olması nedeniyle meslektaşlarının çoğuna göre çevredeki gelişmelere daha derinliğine ilgiliydi.İlgisini besleyecek gelişmeleri de gazetelerden izlemeye çalışıyordu.

Bizim yazılarımızı yakından izliyor, bazı yazıları birkaç kez okuduğu halde anlamakta zorlandığını söylüyordu.Kendisine “Eksiklik bende mi, sende mi? Bu soruyu derinliğine analiz etmeliyiz ” diyordum.

Büyük bir otelde düzenlenen toplantıya gelirken bir köşe yazımızı okumuş, dönmüş bir kere daha okumuş ama zihni netlik kazanmamıştı. Otelin salonununda karşılaştığımızda, “Yahu kimin için yazıyorsun? Ben hukuk bitirmiş biriyim anlayamıyorum. Bugün yine iki kez okudum, mesajı kavrayamadım” eleştirisini yaptı.

Daha sözlerini bitirmemiş ki, ülkenin çok büyük bir iş grubunun CEO’su, “Bugünkü yazın bir şaheser. Dünyanın her gazetesinde yer alabilecek bir yazı. Zihnimde çok değişik sorular yarattı” dedi.

Hukukçu tüccarın şaşkın bakışları sürerken, önemli bir bankanın genel müdürü bulunduğumuz yere geldi ,“Bugün yazdığın son derece analitik.Üstelik kullandığın kavramlar hepimizin zihninde netleşmeli ki, geleceğe dönük sorun çözme yetkinliğimiz artsın…” diye yüreklendirici sözler söyledi..

Grup dağılınca dostumuz, “ Yahu bu adamların sana muhtaç bir yanı yok. Onların söylediğinde bir yaranma arasam haksızlık olur. Ben de bir eksiklik mi var? Neden benim anlamadığım yazıyı onlar göklere çıkarıyor?” diye sordu.

Ortamı değiştirmek için“Konuyu burada bırakalım.Sizeanlama’ konusunda yazılı bir not göndereceğim. Bir yazılı metin üzerinde tartışırsak daha verimli sonuçlar alırız” dedim.

Ertesi gün ‘anlama üzerine bir not” başlıklı aşağıdaki metni paylaştım..

Anlama çözüm üretir

Ansiklopedilerde epistemoji, “Bilginin yöntem ya da temellerinin kuramı ya da bilimi” şeklinde tanımlanır..Karşılaştığımız herhangi bir sorunu anlamak, anlamlandırmak ve çözmek için “bilginin” nicelik ve niteliği son derece etkili bir araçtır.Bilgi ve anlama üzerinde kafa yormazsak, korkarım ki ciddi sorunlar yumağı daha da büyüyecek…

Gareth Morgan’ ın Yönetim ve Örgüt Teorilerinde Metafor adlı kapsamlı çalışmasını Gündüz Bulut dilimize aktardı. Kitapta Werner Heisenberg’in, “Anlama sonuçta birçok farklı olgunun aslında tutarlı bir bütünün parçaları olduğunu kavrama yeteneğine dayanır. Gerçek anlama süreci, yüzeydeki karmaşıklığın ötesine geçerek temelde yatan bir kalıbı açığa çıkarır” genellemesi paylaşılır.

Dr. Fred Alan Wolf’un “Kuantum Hakkında” konferansında anlama konusunu ele alır. Wolf der ki : “Anlamak için kavramlara gereksinim vardır ve kavramlar da sözlerle aktarılır. Gerçek anlamda ‘anlama’ katılımla olur. Gözlem yaparak da anlarız, fakat o analitik anlama şeklidir. Yani diyalektik mantık kullanarak anlama metodudur. Bu tür anlama insanı yüceltir; onun benliğinde değişiklik yapmaz.

Okuduğumuz bir yazıyı “anlamadığımızı” düşünüyorsak, kendimize sormamız gereken ilk soru şu olmalı: Yazıda kullanılan “temel kavramlar” hakkında bilgim var mı?

Yazar kullandığı kavramların “bilinmediğini” var sayıyorsa, gerekli açıklamaları, bileşen ve bağlam içeriklerini paylaşmalı. Kavram açıklamasını her yazıda tekrarlamak olansız olduğu için, yazarlar belli alanlarda yoğunlaşarak, kendi hedef kitlelerin kavramları bildikleri ön kabülünden yola çıkması olağan bir tutum.

Yazarın kullandığı kavramların bileşen ve bağlamlarını bilmiyorsak, yazılanları “anlamama” yazarın eksikliği olmayabilir; tam tersi anlaşılmazlık, okuyucunun gerekli kavramları bilmeme eksikliğinden kaynaklanabilir. Yazar, anlattığı olguları kapsayan kavramları özenle seçmiş hedef kitlesinin ihtiyaçlarını dikkate almıştır…

Yazardan çok, okuyundan kaynaklanan “anlayamama” konusundaki bir başka eksiklik, analitik yetkinliklerimizi geliştirme yerine günlük gazete kültürüne dayalı basitleştirme eğilimine kendimizi kaptırmadır.Son dönemde, kısa mesaja dayalı sığ anlatımların yaygın pazar bulduğu da sır değildir. Sığ anlatımlar, sorunu muğlaklaştırmayı kolaylaştırır; sorunun gerçek nedenlerini arama yerine bir günah keçisi yaratarak kendimizi kandıran illüzyonların peşinden sürüklenmemize yol açabilir.

Yazılanları “anlayabilmenin” iki bileşenini tekrar anımsatmak isterim: Biri, farklı olguları tutarlı bir bütünün parçası olduğunu zihnimizde netleştirme gayreti.Öteki de yüzeydeki karmaşıklığı ötesine geçerek temelde yatan kalıbı açığa çıkarma çabası.Bu iki konuda yoğunlaşmıyor da günlük gazete diliyle çevremizi okumaya çalışıyorsak anlama derinliğini de unutalım…

Diyelim ki gazetecisiniz

Diyelim ki bir gazetecisiniz…Gazeteci neyle ilgilenir, ne yapar konusunda zihinde netleşmiş “bilgi” olmalı. Gazeteciliği sadece haber veren bir araç değil, okuyucunun işini kolaylaştıran ve kamu hizmeti niteliği olan bir alan olarak kabul ediyorsanız “anlama ve anlatma çerçeveniz” değişir. Bu farklılık düşüncelerini yazıyla anlatan insanlara bakışınızı da değiştirir: Gazeteciyi değerlendirken ölçülerimiz netleşir.Örneğin,zihinlerde “gazetecinin nerde yazdığı değil, ne yazdığıyla ilgili olmalıyız” ilkesi önem kazanır.

Bilgi ve anlama üstüne daha çok düşünmeliyiz, hem de pek çok…

Yorumlar (1) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

cemal

12 Temmuz 2018 07:50
Zihni dağınık olanlar anlamaz! Ya da anlamak işine gelmiyordur..!