Andımız Hepimizi Kapsadığı İçin Yasaklanması Doğru Değildir - 1

12.11.2018 07:43

Andımız Hepimizi Kapsadığı İçin Yasaklanması Doğru Değildir - 1



Danıştay 8’nci Daire’nce verilen “Andımız” kararıyla başlayan tartışmalar Türklük üzerine yoğunlaşınca ,  bundan tam 14 yıl önce  6 Aralık 2004  tarihinde Eskişehir Sakarya gazetesinde   yayınlanan yazımın başlığını hatırladım: “Siz Türkiyeli misiniz, Yoksa Türk mü?” 2013 yılında kaldırılan “Andımızın “bir etnik kimliğin başka bir etnik kimlik üzerindeki tahakkümü” olarak yansıtılması, Türk toplumundaki ayrışmayı destekleyenlerin ve bölücülerin elini güçlendirir. Bugün karara itiraz edenlerin bir kısmının, Abant Platformu’na katılan ve daha sonra FETÖ üyesi olarak suçlananlar olduğu unutulmamalıdır. Şimdi bunlar kararı FETÖ projesi olarak nitelendiriyor.

Diyarbakır’da 1980 askeri darbe döneminde yapılan ve üzerinde şehrin simgesi karpuzun yer aldığı ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazısının kaldırılması toplumda farklı yorumlara yol açmıştır. O dönemde yerel basından aldığım iki örnek şöyledir: “Diyarbakır’da yoğunluklu olarak Kürtler yaşıyor. Bu tarz ırkçı yazıların olması bizim için utançtı. Bunun kaldırılması beni çok mutlu etti.” Bir başka vatandaş ise, “Türküm demek de, Kürdüm demekte güzel bir şey. Diyarbakır’da ‘Ne mutlu Türküm diye’ yazıyorsa İstanbul’da da ‘Ne mutlu Kürdüm diyene’ yazılabilir. Kürt olmakla da gurur duyuyoruz, Türk olmakla da gurur duyuyoruz”  demiştir.

Andımızın kaldırılması 2013 yılında çözüm sürecinde gündeme gelmiştir ama 2013 yılında 1982 Anayasası değişmemiştir. Anayasanın Başlangıcı ve 6’ncı maddesi geçerlidir: Türk Vatanı ve Milletinin ebedi varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa…”    Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.”

10’ncu Madde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” ve 66’ncı maddede ki “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes Türk’tür” tanımlamaları yerinde dururken Habertürk TV’de 2 Kasım’daki oturumda bir gazetecinin babasının Kıpçak, annesinin Kürt olduğunu söylemesi ve ardından da önce Müslümanım sonra Türküm demesi konuya hakim olmadığının kanıtıdır.

Çünkü, Müslüman olmak bir dine mensup olmaktır. Türkiye, 57 üyeli İslam İşbirliği Kuruluşu’nun (İİK) daimi ve kurucu üyesidir. Bu kuruluşa 57 Müslüman ülke üyedir ama bunlardan 16’sı Arap, diğerleri ise ayrı milletlerdendir. Müslüman olmak bir dine, inanca mensup olmaktır. İİK’nun tüm üyeleri Müslümandır ama 16’sı Arap, 5’i Türk diğerleri de farklı milletlerden oluşmaktadır. (S. Rıdvan Karluk, Uluslararası Kuruluşlar, 7. Baskı, s. 105) Kuruluş’a sadece Müslüman ülkeler üye olabilir ama her Müslüman ülke Arap değildir. Din ile milleti karıştırırsanız, bu iki kavramın ne anlama geldiğini bilmiyorsunuz demektir.

Türkiye’de yaşayan insanların ana dili yüzde 98 oranında Türkçedir. Türkiye’de kendini Türk Milleti’nden ayrı sayanların oranları ise yüzde 2-6 arasında değişmektedir. (Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin Etnik Yapısı: Halkımızın Kökenleri ve Gerçekler, Ankara, Zirve Ofset, 1999)



Ali Tayyar Önder’e göre etniklik; (etnisite) benimsedikleri dil, din ve sahip oldukları kültür bakımından diğer gruplardan farklılık gösterir. Bazı durumlarda dil ortaktır, ayırıcı nitelik dini inançtır. Etnik bir grubun oluşumunda alt grupların tanımında önem taşıyabilen başka grup nitelikleri de vardır. Örgütlenme yapısı, aşiret organizasyonu, meslek benzerliği, dilleri, soyları, farklı toplulukların ortak bir kaderi paylaşmış olmalarının yarattığı dayanışma, birlik duygusu etnik grup oluşumunda rol oynayabilir.

Etnik kimlik farklı sebeplerle süreç içinde değişkendir. Hunlar, Hititler, Sümerler, İskitler bugün hiçbir etnik grubu tanımlayan kimlikler değildir. Başka topluluklara karışmış olarak ırki nitelikleri bugünkü toplumlar içinde devam etmekte ise de etnik grup nitelikleri kaybolmuştur.

Etnologlar, bir ülkedeki etnik grupları belirlemede, kendi amaçlarına bağlı olarak farklı etniklik kriterini farklı yaklaşımlarla kullanabilirler. Etnologlar, aynı ülkede çok farklı sayıda etnik grup belirleyebilirler. Özellikle etnik gerilimin var olduğu ortamlarda, etnologların grup tanımlarının dayandığı temellerin iyi değerlendirilmesi gerekir. Sadece dil esas alınarak yapılan sınıflandırma yetersiz, kültürel kimliğin öne çıktığı durumlarda da tamamen yanlıştır.

Bu kapsamda Önder’in şu tespitine katılmamak mümkün değildir: “Zazalar tarih boyunca kendi kimliklerinde onurla direnmiş, ne Türklüğü ne de Kürtlüğü benimsememiş bir topluluktur. Zazaları inceleyen ciddi bütün bilim adamlarının ortak görüşü Zazaların Kürt ve Zazaca’nın Kürtçe’nin bir lehçesi olmadığı yolundadır. Ancak Zazaların azımsanmayacak bir bölümü bugün Kürt üst kimliğini benimsemektedir. Zazaları Kürt kimliğine iten, kendilerini kuşatan toplulukların bakışı ve devletin bu bakış doğrultusundaki tavrı olmuştur. Toplumsal ilişkiler Zazalara sürekli olarak Kürtlüğü empoze etmiştir… Genelde sadece dil ölçütüne dayalı etnik tasnifler ve etnik grupların nüfuslarına ilişkin tahminler geçerli değildir. Etnik grup nüfuslarının belirlenmesinde yapılan en ciddi yanlış budur.

Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan’ın “Türkçülük yapmak da, Kürtçülük yapmak da bölücülüktür” tespiti bana göre yarı yarıya doğrudur. “Kürtçülük yapmak bölücülüktür” tespiti doğrudur. Sadi Somuncuoğlu’nun savunduğu gibi “Türkçülük, milli birliği savunmak, Türk Milletini sevmek ve ona hizmet etmektir. Kelimenin sonundaki ek, aidiyeti gösterir. Asırlardır birlikte yaşayan sosyal topluluklar, inancı ve kökeni ne olursa olsun Türk Milletinin ayrılmaz parçalarıdır; Türk’türler.”

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (1)

Yorum Ekle