“Alında ter/ damarda kan mı olmak”

10.09.2019 06:30

“Alında ter/ damarda kan mı olmak”



Dedelerimiz Artvin’den geldiği için, göçmenliğin zihnimin derinliklerinde bıraktığı silinmez merak nedeniyle hangi Artvinli’ ye rastlasam ahret soruları sorarım.Zafer Aydemir de onlardan biri. İstanbul’ da Boğaziçi’nde paylaştığımız mekanda bir araya geldiğimizde Artvin üzerine bitmez tükenmez meraklarımızın karanlıklarını zihnimizin güneşi ne kadarsa o kadar aydınlatırız. Yaşanmış olanların elmas sertliği kadar hayallerin pamuk yumuşaklığında gidiş-gelişler anlatımlarımızı renklendirir.Yaşanmış birikimlerimizin önderliği, ne ideolojilerin kör bağnazlığına saplanır; ne de mühendisliğin mekaniğinde boğulur. İyilik ve güzelliklerin izinde, Karcal’ın zirvesinden Macahela’ya iner; Barhal çayının kaynaklarından Yusufeli’ne inip cağ döneri yeme keyfini yaşar; ayağımızın pergelini ve zihnimizin merakını Borçka ‘ya odaklarız.

Ruhan Odabaş’ın zihninde filizlenen, yüreğinde meyve veren bir şiirini okuduk birlikte . Coğrafyayı ve yöreninin yerleşik kadim insanlarının ruhunu düz aynalarda yansıtan “ Kostanet’te tüm çocukluğumu/Bir bıçak gibi kazmışım yüreğime” dizeleri alıp götürüyor bizi düşler dünyasının keşfedilmemiş diyarlarına…Şavşet’ in Karagölü’ nde “ Soluğumuz orman gülüdür şimdi”. Murgul’ un Golağora’ sında “ kan benekli alabalıkların/ gümüş pullarıdır parmaklarımızda” . Borçka’da Düzköy’deyim/İshak Merttürk’ün nasırlı ellerinde kadeh” olmanın derdinliklerini anlamak vardır zihinlerimizde.Hopa’ da ve Arhavi’de Lazca, Hopa ve Borçka’da Lazca, Hemşince, Gürcüce; Şavşet, Borçka, Muratlı ve Murgul’da konuşulan Gürcüce şairin dilinde“ Ayrı bir dilin/başka tadını yaşamaktır bu/tutunmaktır ekmek adına/kartal yuvasından gökyüzüne”.

Küçük yerleşim yerlerinde insanlar büyük gözaltında yaşarlar. Gizlileri, saklayabildikleri, mahremleri çok sınırlıdır. Sabah işlerinde, akşam aşlarında ve hepsinden önemlisi bir meyhanede, zihin kelepçelerinin kırıldığı serhoşluk anlarında ne yaptıklarını, ne söylediklerini, kaygılarını ve düşlerini herkes bilir. Ancak bir şair, sözün bittiği yerde bir şeyi sözle anlatabilme gücünü kullanarak oradaki yaşamı aynasında yansıtır: “dünyayla barışıktırlar gün boyu/ikinci bir dünya yaratırlar geceleri” bu insanlar.

Yörenin yerleşik insanları, yerleşik tadları, markalaşmış anlatımları vardır. Günlük yaşamın telaşında aklımıza gelmez, ama şairin sesinde hafızaların derinliklerine kazılır o soru:Macahel’de kar/ Bagin’ da bal mı olsak?”

Hepimiz bu dünyada konar göçeriz. Hepimiz bütün mevkilerden, makamlardan uzakta sokaklarda sıradan insan olarak dolaşırız… İşte insanlık tam o zaman belli olur. Eğer, makam, mevki, para gücünü kullanarak insanlara tahakküm etmişsek, sokakta karşılaştığımız bazı insanların gözlerine, gözlerimizi dikerek kırpmadan bakamayız. İnsanlık, sıradan insan olarak sokaklarda insanların gözlerini gözümüzü kırpmadan bakabilmektir. Eğer, “alında ter/damarda kan mı olsak” sorusunu sorarak yaşamasını ilke edinirsek gözümüzü kırpmadan bakabilir; başımızı dik tutabiliriz. Eğer aklımızı başkalarına emanet etmezsek, ne ideolojilerin tuzaklarına düşer, ne aşırı pragmatizmin israfına gömülür, ne de insanın en büyük değer olduğunu unuturuz… Erdem, insanı anlayabilmektir; kör inançların, önyargıların, yerleşik doğruların tuzaklarına düşmek değildir….

 

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle