…VE SONSUZA KADAR MUTLU YAŞADILAR… (AMA NASIL?)

17.02.2018 08:00

…VE SONSUZA KADAR MUTLU YAŞADILAR… (AMA NASIL?)



Malum bu hafta 14 Şubat vesilesiyle sevgi, aşk, sevgililik, birliktelik, hediye… temaları üzerinde oldukça duruldu. Biz de çok değerli Sülahi Özalp ile kendisinin hazırlayıp sunduğu Tüketirken programında konuyu ele aldık; yine çok keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Konu bu kadar gündemde olunca zihnimizde de ön sıralara yerleşiyor bir takım sorular. Bu güzel cumartesiyi; ola ki benzer sorular sizlerin de aklında varsa ve henüz doğru bilgilendirmelere denk gelmediyseniz diye bu konuya değinelim istedim…

Sevgi Nedir? Bilimsel ve evrensel bir tanım yapacak olursak duygusal bir bağlanma üzerine gelişen; kabul görme/kabul etme, koruma/korunma, ait olma… gibi en insani gelişimsel ihtiyaçlarımızı içeren bir duygu diyebiliriz. Her ne kadar sevginin bu tanımı evrensel de olsa; sevgi içeriği, sevgiden beklediklerimiz ve anladığımız kültüre, alt kültüre, aileden aileye, kişiden kişiye göre farklılaşıyor. Romantik içerikli sevgiye de gelince işin kültürel boyutları daha da hızlı devreye giriyor. Yapılan bir çalışmada Amerika’da ve Pakistan’da yaşayan bireylere sormuşlar; ‘’aşk olmadan da evlenir misiniz?’’. Sonuçlar çarpıcı ve üzerine derin sohbetler edilesi kapılar açıyor kanımca. Amerika’daki bireylerin %5inden daha azı aşk yoksa evlenirim derken, Pakistan’daki bireylerin %50si aşk olmadan da evlenebileceğini söylüyor*… Bu da sevginin ne olduğu, daha doğrusu birlikteliklerden beklentilerin aslında nasıl da kültüre, o kültürün yeşerdiği topraklardaki sosyoekonomik verilere göre bile nasıl da değişebileceği konusunda ayrı bir tartışma mecrası aralıyor…

Gelin sizinle enteresan bir bilgi paylaşayım. Söz uçar yazı kalır derler ya, söz insan ilişkilerinde de hakikaten uçuyor gidiyor ama geriye mimikleriniz, ses tonunuz, vücut diliniz kalıyor… Bu da karşımızdaki kişiye neye göre romantik duygular besleyeceğimizi belirleyen faktörlerden sayılıyor. 2012’de yapılan bir araştırma bulgularına göre insanlar; etkilendikleri kişilerin ne söylediğini %7, nasıl söylediğini (konuşma hızı, ses, vurgu ve tonlama) %38, beden dilini ise %55 hatırlarında tutuyorlar**… Burada tabi ki hormonlar devreye giriyor ve AŞK dediğimiz olgunun 3 evresiyle karşılaşıyoruz: 1) Arzu; bu evrede cinsellik hormonları aktifleşmeye başlıyor ve 90 saniye ile 4 dakikaya kadar süren zaman diliminde karşı tarafın gözlerinin içine baktığınızda, etkileşiminiz de var ise, beyinde bu hormonlar salgılanmaya başlıyor… 2) Çekim (yani midede kelebekler uçuşma, başka hiçbir şey düşünememe, tüm dünyanın size karşı olduğu/sizi anlamadığı ve sizin aşkınızın tek olduğunu düşünme hali diyelim). İşte bu aşamada adrenalin, dopamin, serotonin dediğimiz hormonlarımız hızlı bir ivmeyle ve çokça çalışmaya başlıyor. Dolayısıyla aşk’ın bu aşamasında gerçekten de sağlıklı düşünemiyoruz, sağlıklı kararlar veremiyoruz, aldığımız kararlardan sonrasında pişmanlıklar duyabiliyoruz. Bu aşamanın beyindeki etkisi yaklaşık 6-8 ay sürüyor… Peki, sonra ne oluyor? 3. Aşama… Bağlanma. Tam da bu nokta artık bağlanma hormonlarımız olan oxytocin ve vasopressinin daha da aktif çalıştığı ve dizginleri ele aldığı aşama oluyor. Burada da sevginin emek olduğu kısım ektiklerini uzun dönemde biçiyor yani…

İşin bu kadar nörokimyasının olduğu aşk dünyasında; uzun birlikteliklerin sırrı tek kelime: nezaket… On binlerce araştırmanın ortak bulduğu tek gerçek işte bu! Nezaket nedir, nasıldır içeriği tek tek açılır tabi ki… kısaca sevmek, saymak, empati yapmak diyeyim ben size. Ya da daha önceki yazılarımda da sıklıkla bahsettiğim gibi yıkıcı eleştirileri karşı tarafa yöneltmeme; savunmacı ve agresif olmama, kibirli olmama, ve köstek olmama hali… Nezaket tohumları nerede ekilir derseniz, tabi ki çocukluktan itibaren ekmeniz ve sonrasında da yeşertmeniz diyeceğim… O yüzden, ‘’sonsuza kadar mutlu mu yaşamak istiyorsunuz?’’ Nazik ve kalben cömert olun…

Güzel hafta sonları diliyorum…

(*Levine ve ark., 1995; **Langeslag ve ark., 2012;)

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle