UTANMAK

10.06.2019 06:30

UTANMAK



 

            Sincan, benim beş yıl kaymakam olarak görev yaptığım şirin bir ilçe. Nice dostluklar, nice hatıralarımız oldu bu güzel ilçede.

Geçenlerde yolum düştü. Görmeyi arzu ettiğim arkadaşların avcılar külübünde olduğunu öğrendim. Gidip bir baskın yapayım istedim.

Vardığımda hepsi masalara yumulmuş harıl harıl oyun oynuyorlardı.

Beni görünce hepsi ayaklandılar, tek tek kucaklaştık. Kısa bir şaşkınlığın ardından Hikmet Avcı:

-Ooo... Valla tam isabet Kaymakam Bey! dedi. Bugün arkadaşlarla yemeğimiz var, hoş bir sürpriz oldu. Bu demektir ki muhabbet renkli geçecek. Buyrun buyrun.

     Yanında duran dürtekledi.

    - "Kaymakam Bey" dediğin adam Vali ulan, Vali... diye fısıldadı.

     Hikmet ters ters baktı adama.

    -Biliyoruz elbet, bana ne validen maliden, o bizim hala kaymakamımız.

    -Hikmet haklı, dedim. Eskiler, "evin danasından öküz olmaz" demişler. Şaka bir yana, çok da hoşuma gitti.  "Kaymakam" sözcüğü, zamanı geri getirip gençliği çağrıştıran bir his uyandırıyor içimde. Herneyse oyunbozanlık edip oyununuzu bozdum galiba?

     Hikmet Avcı imalı imalı güldü.

    -Boş ver Kadir Bey, memlekette bozulmayan ne kaldı ki? dedi.

    -Hikmet dedim, bakıyorum da, tam gaz muhalefete devam..!

    -Yok, dedi, vallahi ondan değil, işler çok kötü... Neyse şöyle bir yerleşelim de sonra anlatırız, buyurun!

Hikmet Avcı, ticaret, inşaat, sanayi sektörlerinin yanında siyesette de Sincan'ın önde gelen işadamlarındandır. Merttir.     

Makama değil, insana dosttur. Önemli bir özelliği ise, ismine yakışır iyi bir avcı olmasıdır.     

     Avcılığa karşı olmam sebebiyle, çok tartıştığımız olmuştur. Fakat O, gerçek avcıların doğaya dost ve çevreci olduklarını, doğal hayatı korumak gibi bir görevlerinin olduğunu söyler hep. Eline bir tüfek alıp avcılık adı altında katliam yapanların avcı değil, doğal hayata ihanet eden yaratıklar olduğunu söyler ve nefret eder. Onlara fırsat verilmemesi için her alanda mücadele eder.

Oturma salonuna yerleşir yerleşmez, muhabbetin önünü açmak için sordum:

    -Oyununuzu bozdum, biliyorum da, sahi ne oynuyordunuz?

Hepsi birbirine bakarak gülüştüler.

   -"Batak" dediler.

   -Neee..! dedim, şaka mı bu? Cahilliğime verin de, öyle bir oyun mu varmış?

    -Var dedi, Hikmet, var... İşi gücü batmış insanlar "batak"dan başka ne oynasın? Biz de içinde bulunduğumuz şartlara uyup onu oynuyoruz. Şimdilerde battı balık yan gidiyor da, ne zaman düz gidecek, onu da Allah bilir.

Gülümseyenler olsa da, çoğu gülemedi. Ben de bu tatsız konuyu değiştirmek istedim.

Gözüm bir köşede pinekleyen tazıya takıldı.

    -Yahu Hikmet, dedim, bu senin meşhur av köpeğin, 'Roket' değil mi?

    -Evet... ta kendisi.

Avcılar aralarında, ''ağaların beylerin tazısı, bunun yanında sokak köpeği kalır'' diye söyleşirlerdi.

Ben de tanık oldum, roket gibi avın üstüne atlar, zarar ziyan vermeden yakalar getirirdi. O yüzden avcılar arasında yaygın bir şöhreti vardı.

Sevmek için yanına vardım,  hayret, her zaman benimle oynaşan tazı bu kez yüzüme bakmayıp gözlerini kaçırdı; ısrar ettiğimde ise başını öte yana döndürüp gözlerini kapattı. Bu sefer o yana geçtim, yine yüzüme bakmadan başını aksi yöne döndürdü.  

   -Yahu Hikmet, dedim, bu tazıya bir hal olmuş, hasta falan mı?

   -Yok dedi, hasta masta değil!

   -Peki niye böyle davranıyor?

   -Utanıyor...

   -Neee... Utanıyor mu? Peki niye?

   -Geçen avda önünden kalkan tavşanı kaçırdı. Ta o günden beri kimsenin yüzüne bakamıyor. İşin kötüsü yemeden içmeden de kesildi. Veteriner arkadaş terapi yapıyor, inşallah sonuç verir.

   -Vay anasına! dedim içimden, bir de köpek der geçeriz... Tazıya bak tazıya!

                                                *

     Sonrası mı?

     Bu konu günlerce kafama takıldı; yaşananlarla kıyas edip, kendimce yorumlamağa çalıştım...

-Adam, üstelik yüksek yargıç olacak, ama adalet terazisini eğmiş de eğmiş; ama zerre utanmıyor.

-Adam, beleş gazetelere, tebelleş olmuş, kalemini satıp tetikçiliğe soyunmuş; hiç ama hiç utanmıyor.

-Adam, yıllarca Fetö'nün kucağından inmemiş, o kucakta beslenip semirmiş. Şimdi de ekranlardan inmiyor. Başımıza kaka kaka, gözümüze baka baka sırıtıp, aklınca Fetö düşmanlığı yapıyor; ama utanmıyor.

-Adam, batırdığı partisinin genel başkanılığı sırasında, Reis'e bol bol sallamış, yapmadığı hakaret, atmadığı iftira kalmamış, şimdi ise Reis'den fazla Reis'ci olmuş; milim utanmıyor.

-Adam yağlı ballı ihalelerle, hem milletin sırtından milyonlar kazanıyor, yetmezmiş gibi bir de milletin orasına burasına koyuyor; hiç utanmıyor.

O kadar çok ki, hangisini sayayım.

''Ey kurban olduğum'' diyorum kendi kendime, ''bunların hiçbirisinde zerre Allah korkusu yok, o belli de... Bu zevata birazcık ar, haya, kuldan utanma duygusu verseydin bari...

Hiç olmazsa Hikmet Avcı'nın tazısındaki utanma duygusu kadar..."




Yorumlar (3) / Onay bekleyen (1)

Yorum Ekle

cemal

11 Haziran 2019 12:57
Ben utanmazlardan utanıyorum...

Sema

11 Haziran 2019 08:09
Sayın Valim onlar anlattıkları masallara önce kendileri inanmış. Vatandaş okuma anlamadan bihaber herşey günlük güneşlik yaşayıp gidiyorlar yazınız çok güzel yüreğinize kaleminize sağlık.

Türk Yılmaz

11 Haziran 2019 01:43
Sayin Valim, bazılarında gerçekten utanma yok ama bazılarında da böyle bir utanmayı karşısındakinden bekleme gibi bir niyet yok. Yani halk bunu beklemiyor ki karşısındaki utansın.