Türkiye Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 2019 Yılında Bir İlerleme Gösteremezse Avrupa Birliği ve Batı Dünyası ile İlişkileri Çıkmaz Sokağa Girer- 3

15.01.2019 12:04

Türkiye Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 2019 Yılında Bir İlerleme Gösteremezse Avrupa Birliği ve Batı Dünyası ile İlişkileri Çıkmaz Sokağa Girer- 3



Bence  Kırım’ın işgali ile  Ermeniler tarafından  gerçekleştirilen Hocalı soykırımının aynı tarihte (26 Şubat) gerçekleştirilmesi bir tesadüf olamaz. Bu, Rus derin devletinin Türk kökenlilere yönelik  planlı bir girişimidir. Kırım’da Rus işgalinden sonra Kırım Tatarca’sı ve Ukrayna dilini resmi dil olmasına rağmen hiçbir okulda bu dillerde eğitim yapılmadığı belirtilerek, Kırım Tatarlarının asimile edilmek istendiği ve Kırım’dan göçe zorlandıkları konuşmacılar tarafından açıklanmıştır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Ukrayna Yüksek Düzeyli Stratejik Konseyi’nin altıncı toplantısı için 9 Ekim 2017 tarihinde  Ukrayna’yı ziyaret  etmiştir. Erdoğan görüşmelerinde ikili ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele alma imkanı bulduklarını  şöyle açıklamıştır: “…Sayın Poroşenko’ya Türkiye’nin Ukrayna’nın egemenliğini, Kırım dahil toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini desteklemeye devam edeceğini bir kez daha ifade ettim. Kırım’ın yasa dışı ilhakını tanımadık ve tanımayacağız.” 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın  “Kırım’ın yasa dışı ilhakını tanımadık ve tanımayacağız” açıklaması çok yerindedir ama Kırım’ın Rusya tarafından uluslararası hukuka aykırı bir şekilde ilhakı devam ederken iki cumhurbaşkanı arasında 3 Mayıs 2017 tarihindeki görüşmede öne çıkan başlıklardan biri “domates krizi” olmuştur. Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki Soçi’de Putin ile görüşmesinin ardından basın toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan“Domates dışında her konuda mutabık kalındı derken, Putin de şu açıklamayı yapmıştır“Domates dışında kısıtlamaların kaldırılması için anlaştık.”  

Kırım, Sovyetler Birliği döneminde 1954 yılından 1991’e kadar Ukrayna’nın bir bölgesi (oblast) olmuş, bu yıldan sonra Rusya’nın işgaline kadar Ukrayna’ya bağlı Kırım Otonom Cumhuriyeti olarak kalmıştır. Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in 23 Şubat 2014 tarihinde görevden alınması ve Rusçanın ülkenin ana dillerinden biri olmasının kaldırılması sonucunda başlayan Ukrayna kriz sürecinde Kırım Rusya tarafından işgal edilmiştir.

İşgal sonrasında Kırım Tatarlarının Lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov, Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kırım Temsilcisi İsmet Yüksel ve Sinaver Kadir’in 5 yıl süreyle Kırım’a girişleri yasaklanmıştır. Kırım’da silahlı Rus güçleri tarafından kaçırılan ve bir daha kendilerinden haber alınamayan insan sayısı çift haneli rakamlara ulaşmıştır.

Tarihte Rus Çarlığı ile Osmanlı, Rusya ile Türkiye hiçbir dönemde “gerçek anlamda” dost olmamıştır. Türkiye ve Rusya arasında 500 yılı aşkın ilişkilerde taraflar arasındaki 11 savaşın sadece 4’nde Osmanlılar galip gelebilmiş, yedi savaş ağır mağlubiyetle sonuçlanmıştır. Rus Çarı 1’nci Nikolay’ın St. Petersburg’da 9 Ocak 1853 tarihinde söylediği “Kollarımız arasında hasta, ağır hasta bir adam var” ifadesindeki hasta adam, Osmanlı Devleti’dir. (Tsar Nicholas of Russia said to the British envoy in St.Petersburg, Sir George Hamilton: We have on our hands a sick man, a very sick man. It will be, I tell you frankly, a great misfortune if, one of these days, he should slip away from us before all necessary arrangements were made.”http://www.turkeyswar.com/prelude/sickman/) Terim ilk defa 12 Mayıs 1860 tarihinde The New York Times’ta yer almıştır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Tatar Türklerinin vatan Kırım’dan ayrılarak Türkiye’ye göç etme süreci hızlanmıştır. 

Günümüzde başta Eskişehir olmak üzeri Kırım’daki Tatar nüfusundan daha çok Kırım Tatar Türkü Anadolu’da yaşıyorsa, bunun sebebi Kırım Hanlığının Rus nüfuzuna girmesidir. Rus Çarlığı ile  Osmanlı Devleti arasında imzalanan  Küçük Kaynarca Anlaşması (1774)  sonucunda Osmanlıların  Kırım üzerindeki koruyucu pozisyonundan vazgeçmek zorunda bırakmasıyla  Kırım önce de facto bağımsız olur. Fatih Sultan Mehmet döneminde 1475’de Kırım’a ayak basmaları ile Osmanlılar, Hanlık dağılana kadar onun hamisi ve en büyük müttefiki olmuştur. Fakat  1790’larda hızlı bir şekilde Rusya tarafından ilhak edilerek Rus İmparatorluğu’nun bir parçası haline  gelmesiyle büyük göç başlar.

Babam rahmetli Süleyman Karluk, Kırım’dan göç eden bir ailenin üyesi olarak  1912 yılında Köstence’de doğmuş, 1944 yılında da Türkiye’ye gelmiştir. Kuzenlerim Köstence’de yaşamaktadır. Kırım’ın Rusya tarafından işgali sonrasında göç, bu defa Ukrayna’ya yönelik olarak devam etmektedir.

Rusya, 1994 yılında Budapeşte Mutabakatı ile kabul ettiği Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü Kırım’ı işgal ederek ortadan kaldırmıştır. Kırım’ın BM şartlarına uygun olarak bağımsızlığını ilan ettiğini savunmuş, Kırım’daki sürecin Kosova’daki süreçle aynı olduğunu öne sürmüştür. Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı, Kırım’ın uluslararası hukukun yok sayılarak Rusya tarafından işgali kapsamında Ukrayna’nın Rusya Federasyonu’na karşı açtığı davada 19 Nisan 2017 tarihinde ilk kararını açıklamıştır. Divan, Rusya tarafından işgal edilen Kırım’da ulusal azınlıkları koruma amaçlı Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme‘yi ihlal ettiği için Rusya’ya karşı sınırlayıcı tedbir uygulanmasını onaylamıştır.

Avrupa Birliği referandumunu kanunsuz etkinlik  olarak tanımlamıştır. 15 Mart 2014 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, sözde referandumun ‘geçersiz’ olarak ilan edilmesini öngören kararı görüşmüştür. Karar Rusya tarafından veto edilmiş, Çin ise çekimser kalmıştır. Venedik Komisyonu, Avrupa Birliği ve ABD, yasa dışı olarak yapılan sözde referanduma karşı çıkmıştır. Avrupa Birliği Rusya’ya uyguladığı yaptırımları 2016 yılında 23 Haziran 2017 tarihine kadar uzatmıştır.

AB, 19 Haziran 2017’de geri adım atılmaması üzerine Rusya’ya Kırım ve Sivastopol’u yasa dışı ilhakı sebebiyle uygulamakta olduğu sınırlayıcı önlemleri 23 Temmuz 2018’e kadar uygulamaya karar vermiştir. Böylece, AB vatandaşları ve şirketlerinin Kırım ve Sivastopol bölgelerindeki faaliyetleri sınırlandırılmıştır. AB Konseyi, Rusya’nın Ukrayna’yı istikrarsızlaştırması nedeniyle AB’nin uygulamakta olduğu ekonomik yaptırımların 31 Ocak 2019‘a kadar uzatılmasını kararlaştırmıştır.

Rusya işgali altındaki Kırım’da Kırım Tatar Türklerinin demokratik yollarla seçilmiş meşru ve milli temsil organı olan Kırım Tatar Milli Meclisi’nin faaliyetini yasaklarken,  PKK ve YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmemektedir.  Tamamen barışçı metotlara bağlılığı ve şiddetin hiçbir şeklini kabul etmediği dünyaca bilinen Kırım Tatar Milli Meclisi’nin terörist  örgüt  ilan edilmesi bir çifte standarttır ve kabul edilemez.

Dönemin Başbakanı Binali  Yıldırım, 15 Şubat 2018 tarihinde BBC’nin sorularını  cevaplarken kendisine yöneltilen   “Türk-Rus ilişkilerinde bir tuhaflık yok mu sizce?”sorusuna şu cevabı vermiştir: “Rusya belki bugün PKK-PYD-YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmiyor ama gelecekte edecek. Rusya’nın ya da X, Y, Z ülkesinin kabul etmesi ya da etmemesi bizim konumuz değil. Biz bunların PKK’nın isim değiştirmiş terör örgütleri olduğunu biliyoruz.”

Hiçbir hukuki, insani ve vicdani sınır tanımayan  işgal rejimi  Kırım’ı bir açık hapishaneye çevirmiştir. Kırım Tatar Türkü,  vatanlarının Rusya tarafından  uluslararası hukuku yok sayarak  işgalini kabul etmeyecektir. Kırım’daki vahşetin sona ermesinin Rusya’nın Kırım’ı terk etmesinden başka hiçbir gerçekçi yolu yoktur.

Kırım kökenli Türk vatandaşları Rusya’nın Kırım’ı uluslararası hukuka aykırı olarak işgalini kabul etmemektedirler. Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesinden yanadırlar ve bu konuda bir kıskançlık yoktur. Bunun için Rusya Kırım Tatar Türklerine baskıya son vermeli, işgali sona erdirmeli, insan haklarına  saygı göstermeli ve tarihi eserlerin tahribine de son vermelidir. Rusya, Kırım Tatar mimarisinin dünyadaki tek örneği olan Hansaray‘ı, restorasyon adı altında yürüttüğü uygulamalarla tahrip ederken  bir kültürel soykırıma imza atmaktadır. Kırım Tatar Türklerinin  milli müzesi olan Hansaray, restorasyon bahanesiyle işgalci Rusya tarafından  yok edilmek istenmektedir.

Şubat 2017’de yapılan Kırım Tatar Platformu toplantısında Kırım Tatar halkının lideri, Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun   değerlendirmeleri çok  önemlidir: “Biz Kırım’ı silah zoruyla değil, diplomasi ve yaptırımların baskısıyla kurtarmayı istiyoruz.” Kırımoğlu Türkiye’nin son zamanlardaki tutumuna  değinerek  şunları söylemiştir: “Şimdi dünyada  bize soruyorlar, Türkiye size bu kadar yakın, en kalabalık diasporanız da orada. Türkiye niye böyle davranıyor die. Biz elimizden geldiğince Türkiye’yi savunuyoruz. Ama bunlar çok tesirli, çok inandırıcı olmuyor. Diyorlar ki, akrabalık böyle olmaz.”

Kırım’dan Türkiye’ye kitle göçleri, 1783’de Kırım Hanlığının ortadan kaldırılarak Rusya İmparatorluğu’nun Kırım’ı ilhak etmesinden sonra  başlamıştır. İki yüzyıldan fazla bir süredir Anadolu’ya yönelik göçün sebebi, Kırım Türklerine yönelik baskıdır. 18 Mayıs 1944 de Stalin tarafından vatanlarından sürülen ve yarısı yollarda katledilen Kırım Türkleri hiçbir zaman unutulmayacaktır. Kırım Türklerinin  Kırım’ın Çarlık Rusya’sının kontrolüne geçtikten sonra başlayan Milli İstiklal Mücadelesi, günümüzde İsmail Gaspıralı’nın “Dilde Fikirde İşte Birlik” görüşü çizgisinde devam edecektir. 

Kırım, Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya arasında bir barış ve huzur köprüsü olmalı, şövenist yaklaşımlara ortam hazırlayan bir alan asla  dönüşmemelidir. Ancak Rusya’nın  Kırım’ın işgaline son vermesi  durumunda   Rusya ile dayanışma  güçlenebilecektir. Unutulmamalıdır ki, yukarıda da belirttiğimiz gibi Moskova’da PKK ve YPG’nin büroları bulunmakta ve Rusya Batı dünyasının aksine PKK’yı terörist örgüt olarak tanımlamamaktadır. Bu sebeple “pireye (Trump’a) kızıp yorganı yakmamak gerekir.

***

Sevgili okurlar,

Yeni yılınızı kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim.































Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle