ONLAR...

22.04.2019 06:30

  ONLAR...



Yarın 23 Nisan...

Kimse unutmasın!

Geleceğin  ışıklı yollarıgeçmişin izleri  sürülerek bulunur.

                                                                  *

        Erzurum...                                 

        1919 Temmuzunun son günleri.

        Erzurum Kongresi bitti bitiyor.

O gün...

Mustafa Kemal ve bir avuç vatan evladı, aynı silah kardeşliğiyle, yoksul bir vatan sofrasında buluşurlar.

        Yoksul, fakat helallerden en helal bir vatan sofrası...

        TÜRK MİLLETİ'nin BÜYÜK ŞAFAĞI'na  doğru yola çıkma düşüncesinin esenliğini, bir bardak su kadar aziz bir ömre tamam etmek için bir araya gelmişlerdir.

          Daha kongrenin başındayken, Heyet-i Temsiliye'ye riyaset edecek Mustafa Kemal Paşa istifa edip askerlikten ayrılmıştır. Kendisine bir takım sivil elbise gerek olur. Ararlar tararlar bulamazlar. Sonradan Vali Münir Bey'in eskilerinden bir takım uydurulup meseleyi çözerler.

          Şimdi ise önlerine çözülmesi müşkül başka bir sorun daha çıkar: Sivas'a kongre için hareket edilecek. Ve fakat arabalarına dört lastik ve bunun için de 1.000 lira gerek.

          Herkes elini cebine atar, ancak hepsinin cebinden çıkan para ne kadardır, biliyor musunuz? Sadece    80 lira...Evet, yazıyla seksen lira!                                 

            Tek çare, Fransızlara ait olan Osmanlı Bankası'ndan kredi çekmektir.

            Kredi taleplerini bankaya iletirler. Fakat Fransız müdür şöyle bir bakar ve hemen reddeder.

  • Dört çulsuz paşaya hiçbir güvence olmadan bu parayı veremem, der ve kefil ister.



    İçlerinden bazıları, Fransızlar'ın düşmanımız ve kendileriyle halen savaş halinde olduğumuzu hatırlatarak,  "Bankaya el koyup cebren alalım."  teklifini getirirler Mustafa Kemal Paşa'ya...

  • Hayır arkadaşlar, der. Biz eşkıya değiliz, biz çete değiliz. Milletimizin hukukunu savunmak için yola çıktık. Hukukun içinde, meşru yöntemlerle çözüm bulmalıyız!



          Nasılsa, eşraftan vatansever bir hacı amca kefil olur da lastikleri temin edebilirler.

          Hiçbiri memleketlerine gitmeğe henüz fırsat bulamamıştır. Sevdiklerinin hatıralarını yadedip, acı çekmeye bile zamanları olmamıştır. 

          Efkarlı bir iç çekişle, onları ta uzaklardan Allah'a emanet edip, gözleri ufka bir ok gibi saplı, gönülleri büyük zaferin sırrına kilitli, Sivas'a  doğru yola çıkarlar.

       

                                                                                              *

         

          Hüzünlüdürler... 

          Hüzünlüdürler; çünkü basiretsiz yöneticilerin sebep olduğu anlamsız bir savaş sonucu, doğdukları, ama çocukluklarını yaşayamadan büyüdükleri ve sevdiklerinin hayelleriyle dolu, Selanik, Beyrut, Manastır, Ohri ve Üsküp gibi nice vatan şehirleri    tek tek elden çıkmıştır.

          Türk Milletinin civan evlatları;

          Kimi işbirlikçi bedevi Arapların ihanetiyle,

          Kimi sıtma, tifo, tifüs, verem, iskorbit gibi salgın hastalıklarla,

          Kimi uçsuz bucaksız kızgın kumlara kanlarını harcederek Hicaz çöllerinde,

        Kimi Galiçya ve Allahüekber Dağları'nın, aman vermez, dondurucu karında buzunda, 

        Kimi Süveyş Kanalı'nın bulanık sularında, heder olup gitmiştir.

        Şimdi ise... Evet son sığınak, son kale, son vatan da elden gitmek üzeredir.

          Birçok vatanseverin, Türk Milleti'nin yanıp yıkıldığını, bitip tükendiğini görerek tek kurtuluşu Amerikan ya da İngiliz mandasında görmekte olması mantık açısından çok haklıdır. 

            Çünkü silah yok, asker yok, cephane yok, millet cephelerde kırılmış. Açlık, yokluk, çaresizlik yetmezmiş gibi, içten dıştan gafletler,    ihanetler...

            Sahip oldukları tek şey ise, sökülmüş rütbeleri ve ceplerindeki idam fermanlarıdır.                   

            Karşılarında ise yedi düvel...

            Dünya tarihinin o zamana kadar kaydetmediği kudrette  düşmanlar.

            Dayanılmaz açlıklara, hastalıklara, ihanetlere, sırttan vurmalara karşın teslim olmayı asla düşünmezler.

            Yıkıntıların altından bir zeybek ihtişamıyla diz vurup ayağa kalkarlar.

            Yaralı bir arslan kükreyişiyle cihana haykırırlar:

    "Tarihin iftiharı Türk Milleti, şayet başka bir ulusun egemenliğinde yaşayacaksa şerefiyle yok olsun daha iyi!"

    "Ya istiklal ya ölüm!''



          Yoktan ordular vareylerler, hüsranları azme çevirirler. Ve bir destan başlatırlar. 

          Bu öyle bir destan ki, gözlerin gördüğünü dudaklar mümkün değil anlatamaz.

          Kanlarını kara toprağa harcederler; Büyük Harp'ten arta kalmış kollarını, bacaklarını, gözlerini ve nihayet canlarını cephelerde bırakırlar; 

          ...VE TARİHİ YENİ BAŞTAN YAZARLAR!



          Yüzyıl sonra bile olsa,

          UNUTMAK İHANETTİR!

Yorumlar (8) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle

Hikmet Ulu

22 Nisan 2019 11:30
Teşekkürler Kadir abi-Vali Baba-yüreğinize kaleminize sağlık. Tarihi geçmişimiz sadece okullarda değil ailede başlamalı . Nasıl ufacık çocuklarımıza duaları ezberletiriz onlara aynı şekilde Atalarımızın Vatanımız için neler yaptıklarını Atatürk’ü anlıyabilecekleri şekilde anlatmalıyız ki hiç korkmamalıyız 100 yıl geçse de 1000 yıl geçse de. İnşallah bu yazınız çok kişiye ulaşır. Sizlerin de daha çok gençlerimiz çocuklarımızla buluşmanız dileğiyle yazılarınızı sabırsızlıkla okuyoruz

cemal

22 Nisan 2019 16:08
Milli mücadelede şehit kanlarıyla sulanmış Türkiye Cumhuriyetinin ne güç şartlarda kurulduğunu bizlere unutturma çabalarının ne kadar boş bir hayal olduğunu Milletimizin şahlanışında görmekteyiz. Bu şahlanış Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK' ün yol gösterici ışığında demokratik ve barışçı bir süreçte devam edeceği aşikardır. Bunu engelleme çabaları beyhudedir. Söz Milletin olacaktır.

Zeynep Karasoy

22 Nisan 2019 11:21
Gözlerim dolarak okudum yazınızı sayın valim, biz nasıl bu hale geldik. Bizim bu günlere ulaşmamızı sağlayan bu insanlara borcumuz asla ödenmez. Hepsi nur içinde yatsın, başta MUSTAFA KEMAL ATATÜRK paşamız. Size de çok teşekkürler, onları bizlere unutturmadığınız için... NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE...

Türk Yılmaz

22 Nisan 2019 10:21
Unutmak İhanettir... Ya unutturmak Sayın Valim...?

Serdar Şeref

22 Nisan 2019 10:20
Harika bir yazı Sayın Valim. Gözlerim yaşararak okudum. Biz unutmayız ama siz yine de unutmaya meyilli olanlara arada bir hatırlatın.

Kadir

23 Nisan 2019 11:45
Bu güzel vatan yokluklar içerisinde ATALARIMIZIN KANLARIYLA kurtarılmış olup bizlere hediye edilmiştir.Şimdi bizlere düşen görev bu güzel ülkemize el birliği ile sahip çıkmaktır.Yobazlara hainlere hırsızlara şerefsizlere bırakmamaktır Vatanım milletim için canını kanını verenlerden ALLAH razı olsun Atalarımızı rahmetle anıyoruz. Mekanları Cennet olsun

Hürriyet

22 Nisan 2019 22:02
Allah sizin gibi büyüklerimizi eksik etmesin umarım bu yazılarınız büyük kitlelere ulaşır inşallah kaleminize yüreğinize sağlık yazılarınız bize ışık tutuyor bilgilendiriyor tarihin gizli kalmış yönlerini bizlere açıyor Allah sizlerden razı olsun .

Ahmet bilgic

26 Nisan 2019 15:57
Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum, bize zaman ayırıp bu tarihi olayları hatırlattığınız için elinize sağlık Kadir çalıcı bey Allah size uzun ve sağlıklı ömürler versin gelecek yazınızı şimdiden sabırsızlıkla bekliyoruz.
sakarya escort izmit escort bayan escort bayan escort bayan bursa merkez escort bayan escort bayan escort escort bursa istanbul bayan escort beşiktaş escort istanbul escort bayan şirinevler escort kadıköy escort bayan beylikdüzü escort bayan sakarya escort izmit escort bayan escort bayan gümbet escort illegal bahis porno film indir porno sex hd porno