10 KASIM

13.11.2019 06:30

10 KASIM



Bu 10 Kasım’da sosyal medya patladı, sıradan gazetelerde köşe yazarları ardı ardına Atamıza olan şükranlarını dile getirdiler. Cumhuriyet Bayramı da halk tarafından görkemli şekilde kutlanmıştı, ellerinde bayrakları meydanlara inmişti. Hatta bir yazımda Atatürk’ün ve Cumhuriyetin değerini böylesine anlamlı algılamayı AKP iktidarına borçlu olduğumuzu da itiraf etmiştim. Ben 10 kasımda bir şey yazamadım, hiçbir paylaşımda da bulunamadım. Sadece düşündüm, bu yoğunluk 11 kasımda bitecek her şey eski haline dönecek diye kaygılandım. Cumhurbaşkanımız bile konuştu, “Atatürk’ün yaptıklarının eksiği fazlası olabilir” dedi. Orada vurgulanması gereken bölüm tabii ki “eksiklikler”di. “Harf devrimi ile adeta her şeyin sıfırlandığını bu nedenle ülkemizin okuma yazma oranının çok düşük olduğu bir dönem yaşandığını, ama bunun suçunun Osmanlı’ya yüklenemeyeceğini” anlattı. Böylece cahil kalmanın suçunun Cumhuriyete yüklenmesi gerektiğini de bu sayede öğrendik. Bunları duymak bizler için sıradan bir olay, bir ölüm yıl dönümünde anımsanması istenen olguları sıralıyor hedefi şaşırmayın diyor Cumhurbaşkanı. Çünkü Atatürkçülük ve Kemalizm aydınlanmayı savunduğundan Siyasal İslam adına varılmak istenen nokta için bir engel oluşturuyor. Bu engellerin aşılması uğruna bir anımsatma yapmaktadır kendileri…

Peki Atatürk’e en büyük zararı sadece siyasal İslamcılar mı veriyor sizce? Elbette hayır, onu şapkadan, kravattan, papyondan ve balodaki dansından ibaret gören “gardrop Atatürkçüleri” de sorumlu bundan. Atatürk şekilden ibaret bir olgu değil ki, ana gövdesi fikir. Önce anlamsız törenlerle onu anmak yerine onu anlamak, dolayısıyla Rönesans ve Aydınlanmayı bilmek, ondaki yansımasını görmek gerek. Orta çağda her alanda geçerli olan dinin yoğun baskısı ancak Rönesans, Reform ve Aydınlanma ile ortadan kalkmış, ardından bilimsel devrimler oluşmuş, sanayi devrimi ile de Feodalite yerine Ulus Devletler ortaya çıkmıştır. Böylece tarih yeniden şekillenmiş bir çağ kapanmış yenisi açılmıştır. Son iki yüz yıldır hiçbir yeniliğe ayak uyduramamış, köhnemiş Osmanlı İmparatorluğu yıkılma kaderi ile baş başa kalmıştır. Yerini alan genç Cumhuriyette yapılan devrimlerinin ve ortaya konan ilkelerinin en önemli unsuru laikliği savunmaktır. Laiklik ileri gitmenin, hukuk devletinde yaşamanın, çağdaşlığın ön koşuludur. Devrimler bir kere yapılır ve o yapılanlar ilelebet devam eder diye bir kural yok. Yeterince savunamazsan alırlar elinden, öyle şaşkın bakakalırsın ben nerede hata yaptım diye. İlericilik inanç işi değil, bilinç işidir…

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorum Ekle